Index AMATÖR SÖZ YAZARLARI AMATÖR SÖZ YAZARLARI |
| Ali Rıza Malkoç ( 1 ) |
|
|
|
| Yazar Administrator | |
| Sunday, 09 March 2008 | |
|
Yalan insana mahsustur Hayvanlar yalan söylemez Bu önemli bir husustur Hayvanlar yalan söylemez İnsan gizler vahÅŸetini Kalbindeki dehÅŸetini Kim yiyor kimin etini? Hayvanlar yalan söylemez Fili, diÅŸ için öldürdük Acaba kimi güldürdük? Hep insanları yıldırdık Hayvanlar yalan söylemez KuÅŸ yem taşır yuvasına Leylek uçar ovasına Arı sadık davasına Hayvanlar yalan söylemez İnek, ottan sütü verir İnsan alır satıverir İçine su katıverir Hayvanlar yalan söylemez Tavuk sunar yumurtayı At besliyor, yağız tayı Varsa, örtmüyor hatayı Hayvanlar yalan söylemez Tilki postu verdi sana Giy de, kurnazlık satsana Bunu da ekle yasana Hayvanlar yalan söylemez Neyi varsa ortadadır İstemez torpil ve hatır At, eÅŸek, kedi ve katır Hayvanlar yalan söylemez İnsan olmak, ne de zormuÅŸ Hakikat, avuçta "kor"muÅŸ Bilemem kim, nasıl yormuÅŸ? Hayvanlar yalan söylemez 07/08/2009 Bursa
Kelimeler topladım ben yıllarca Mânâ yükledim de, ÅŸiire döndü Talihsiz bahtıma, kafiye koydum Nice çözülmezler, uÄŸura döndü Söz harmanı, hazır ise hasada Bütün yollar, kapalıdır fesada Ufuklarda yükseliyor gür seda İnleyen naÄŸmeler, çığıra döndü Seher vakti, aydınlığa iÅŸaret Yar sineni, bak ordadır beÅŸaret Haksız-acımasız yoruma ar et Hakir gördüklerin, deÄŸere döndü Geçitsiz yollarda, bekleme geç git Bu muydu ezelden verdiÄŸin ahit? Açık kapıların bekçisi ÅŸahit Ip ıssız mekanlar, ÅŸehir'e döndü Dua dua yükselince nefesler CoÅŸkuyla buluÅŸtu, aheste sesler İnsan, insanlığa muhabbet besler Fiziksel boyutta, zahire döndü Asıl olan sözdür, bir de eylemi Gönül damgalıysa, geçmiyor demi Beden hücre hücre, rotasız gemi Nedendir bilinmez, ÅŸaire döndü 12/05/2009 Bursa Dem: Zaman, vakit Çığır: Yol, iz, yöntem, devir BeÅŸaret: Müjde, muÅŸtu, sevindiren haber Ahit: And, söz verme, antlaÅŸma Aheste: YavaÅŸ, sessiz, ağır Zahir: Açık, belli, görünen
Bir rüya mı desem, yoksa hayal mi? Toprağına, bahar gelmiÅŸ ülkemin… Desen desen çiçek açmış bahçede Toprağına, bahar gelmiÅŸ ülkemin… Dikeni saklamış, gülün dalları Bir baÅŸka sarıyor, dostun kolları Neye alamettir, mevsim halleri? Toprağına, bahar gelmiÅŸ ülkemin… Soframızdan, bülbül de yer karga da Sınırı aÅŸmayan, kalmaz arkada Zulüm bizden titrer, zalim korkuda Toprağına, bahar gelmiÅŸ ülkemin… BaÄŸlamışlar taÅŸlarını ocağın Yörünge, dengesi iç içe çağın Merhamet kuÅŸandı köÅŸe bucağın Toprağına, bahar gelmiÅŸ ülkemin… Beklentide sıfır, görevde hamal Anlayış dorukta, her fert pür kemal Diller hakta bülbül, kem sözlere lâl Toprağına, bahar gelmiÅŸ ülkemin… Gönlün mimarisi, hayalle baÅŸlar Kumu niyetimiz, harcı gardaÅŸlar GerçeÄŸe yön tutmuÅŸ, hülyalar düÅŸler Toprağına, bahar gelmiÅŸ ülkemin… 26/04/2009 Bursa
Åžeytan kıskandıran insanımız var Tatlı dil altında, “yılanlar” gördüm İnsanlık mı gaye, ÅŸöhret mi ÅŸan mı? Åžerrinden kaçınan “yılanlar” gördüm Genleriyle oynadılar sevginin Saltanatı sürer, bin bir sövgünün Çaktırmadan yuttur, modası günün Tek ayak üstünde, “yalanlar” gördüm Ayrık otu, barınmazdı bahçede Gönülsüz tek nakış, olmaz bohçada Bazen cümlelerde, bazen hecede Mânâyı kökünden , “yolanlar” gördüm Dünyevi – Uhrevi hesabı silmiÅŸ Bu yeni bir lisan, meÄŸer bir dilmiÅŸ Helalini zaten ganimet bilmiÅŸ Haramdan hileden, “çalanlar” gördüm “Hey gidi günler hey” demek çözüm mü? Kabına sığmayan nedir, özüm mü? Dal aşı tutmamış, suçlu üzüm mü? Yârenler, erenler, “bilenler” gördüm Kaliteyi abartıp da soralım Daha güzeline kafa yoralım Nerede hata var, orda duralım SaÄŸanak yaÄŸmurda, “solanlar” gördüm Her ânı, her rengi, farklı hayatın İniÅŸi, yokuÅŸu, çarklı hayatın Adası, kulesi, garklı hayatın AÄŸlanacak hale, gülenler gördüm 17/03/2009 Bursa Gark: Suya batma, batırma, boÄŸulma
Hatalar haddi aşınca Çift gönüllü yürek gerek Çamur dize ulaşınca Çift gönüllü yürek gerek Hep konuÅŸan fikren hasta İcraat kokuÅŸmuÅŸ yasta Halden anlamayan dosta Çift gönüllü yürek gerek Sabır ümit kardeÅŸ bize Terimiz karışır ize Işık gereken gündüze Çift gönüllü yürek gerek Mânâsız harfe heceye Tütmez, tutuÅŸmaz bacaya Sabahı meçhul geceye Çift gönüllü yürek gerek Topuzu kaçmış kantara Kültürü uçmuÅŸ mantara Her ÅŸeyi nâmâ yontara Çift gönüllü yürek gerek Zulm altında ezilene Canlı canlı yüzülene Halka raÄŸmen yazılana Çift gönüllü yürek gerek Bu dünyanın yükü ağır Gece kahır, gündüz kahır Ne bağır, ne yardım çağır Çift gönüllü yürek gerek 26/01/2009 Bursa
Okumadan olmuyor Cehalet baÅŸa bela Kalemle de dolmuyor Cehalet baÅŸa bela Diploması tasdikli Aracı dört lastikli GittiÄŸi yol gedikli Cehalet baÅŸa bela Haberi yok yazandan Ayran içer kazandan Hakk korusun azandan Cehalet baÅŸa bela Dört söyleyip bir dinler Destekçisi yeminler YetiÅŸin ey emînler! Cehalet baÅŸa bela Beceremez kıskanır Cihanı sersem sanır Yorulur da usanır Cehalet baÅŸa bela Erdim sanır kemale Kalp ÅŸaşırır bu hale Cüsse deÄŸil merhale Cehalet baÅŸa bela Düstur eyle görgüyü Kalpten kaldır sürgüyü Kov gitsin ön yargıyı Cehalet baÅŸa bela
Kar yaÄŸdı kesildi kömür ocaktan Kimileri kebap olmuÅŸ sıcaktan Ümidimiz dibe vurmuÅŸtu çoktan Nerelerde kaldın Mikdati baba? ..........Ali Rıza Malkoç Hasret kalmış yurdum bahara, yaza Kömür naz mı etmiÅŸ gelince gaza? Ayaklar uymuyor bu kadar hıza ÜÅŸürken gönüller har mı acaba? ...............Mikdat Bal TÜM AVRUPA, senin eline bakar Anadolu ise, yoluna bakar Susamış gönüller, diline bakar Nerelerde kaldın Mikdati baba? ..........Ali Rıza Malkoç Salmıyor ki gelsem ÅŸu garip eller Haykırışa devam, susmasın diller Yerini bıraksın borana yeller Susmanın faydası var mı acaba? ...............Mikdat Bal Madden avrupada, manen dünyada Kimi hayal eder, kimi rüyada Yıkıldı deÄŸerler, sıra hayâda Nerelerde kaldı Mikdati baba? ..........Ali Rıza Malkoç Dünya’dayız deÄŸil onun dışında Kimi rüya kimi hayal peÅŸinde Yapısına göre herkes iÅŸinde Ölen insanlık mı, âr mı acaba? ...............Mikdat Bal ERLERİN başında paÅŸa gerektir Sürme dile deÄŸil, kaÅŸa gerektir DüÅŸman izi sürer, tuÅŸa gerektir Nerelerde kaldın Mikdati baba? ..........Ali Rıza Malkoç Sizin gibi ben de garip bir erim Selâmınız gelsin bellidir yerim Cümlenize candan selam ederim Kaldığınız mekan kar mı acba? ...............Mikdat Bal Seni baba bildik, ÅŸiir yolunda Sağında Sentezi, ben’se solunda Allah kuvvet vermiÅŸ, iÅŸte kolunda Nerelerde kaldın Mikdati baba? ..........Ali Rıza Malkoç Varolun saÄŸolun sizlerle varım Gurbette ah eden bir cefakarım Sizi çok severim gönüldaÅŸlarım Herkes sizin gbi der mi acaba? ...............Mikdat Bal Çaykara, Sürmene, Of’ta ünün var Koyun sürüsünde tonca yünün var Seninde dünyada biten sonun var Nerelerde kaldın Mikdati baba? ..........Ali Rıza Malkoç Üzerime gelme yaralıyım ben Asla sorgulamam nereliyim ben! Gurbette de olsam oralıyım ben Dünya gurbetçiye dar mı acaba? ...............Mikdat Bal 30/12/2008 Bursa / Hollanda
Vur nefsine eÄŸerini Kalpten uzak düÅŸ istemem YaÅŸarken bil deÄŸerini Gözde sahte yaÅŸ istemem Yırtıcı kuÅŸları geçtik Sanki yaban ele uçtuk Kefeni kendimiz biçtik Akıl almaz baÅŸ istemem Denge ile iradeli Eylem günaha perdeli Hesap ortada irdeli Ne taÅŸsın, ne boÅŸ istemem Ünlem yoktur, soru sormam Gül ile geleni kırmam Talebin hak ise dürmem Sözün belge, fiÅŸ istemem Bazen mülkümüz azdırır Dil dikenli, söz kızdırır Hırs dosta mezar kazdırır Göze gölge kaÅŸ istemem Karar belli, sınır nokta Her zaman, ÅŸüphe var çokta Sözü tadında bırak da Yaralayan taÅŸ istemem 15/12/2006
Seyreyler kâinatı İnsan var, insancık var Bakışında sanatı İnsan var, insancık var Zerreden yaratılmış Enaniyet katılmış Ünvanla parlatılmış İnsan var, insancık var Yutar her daim gâmı Cennettedir makamı Ders eylemiÅŸ ahkâmı İnsan var, insancık var Kimisi sever sisi Kim hürmet dilencisi Gönüllerin incisi İnsan var, insancık var Esintisi öteden ÇaÄŸrısı kaç kıtadan İlham almış atadan İnsan var, insancık var Veren el iz bırakır Altına döner bakır Sermayesi tam takır İnsan var, insancık var Her ân ikram-ı Hüda Ömür geçer beyhude Hak kapısında geda İnsan var, insancık var Sözü hassas terazi Toprak tohumdan razı Esir almış marazı İnsan var, insancık var 30/11/2008 Bursa Enaniyet: Bencillik, benlik Ahkâm : Hükümler Hüda : Yaratan, Hakk Maraz : Hastalık, zorluklar, engel
Vicdanlar yıpranmış, akıl yaralı Gönlümde reçete “buruÅŸtu” beyim Bencilce bakışa, kafa yoralı Kaç asır tarihe “karıştı” beyim Koca dünya, koca yalanmış meÄŸer Merkebin sırtında, gümüÅŸten eÄŸer İnsana yakışan, insanca deÄŸer Aynı safta canlar “vuruÅŸtu” beyim Süs bitkisi gibi dostu neyleyim Sen meyve ol, ben altında seleyim Hikmet kapısında, sâdık köleyim Sap ile samanlar, “yarıştı” beyim GüneÅŸte kuruttum hayallerimi Çok aradım, mevsimlerde yerimi İnsan nedir, iradesiz sürü mü? Kim gerçek murada “eriÅŸti” beyim? Åžafak söktü, kara göründü derken Özlemlerim, liman liman gezerken Rıhtımda bekledim, kaç sabah erken Elimde mendilim “kırıştı” beyim Zincirini kırdı, tutsak beyinler! Artık umut dolu naÄŸmeler inler Yetti gari, ayrılığı kim dinler? Kalp ile kafalar “barıştı” beyim 19/10/2008 Bursa
Noterden tasdikli gurur sahibi Burnu yere düÅŸse, eÄŸilip almaz MaÄŸrur nefis, kükreyen aslan gibi Neyi sunsan, uslanıp iflah olmaz Cimri insan, evde silker tozunu Hiddet ehli, ayarlamaz dozunu Nankör kafa, gizli oynar kozunu Cahil ise, adabı erkan bilmez İsrafkârın eli delik, gözü aç Tembel insan, hiç sormaz ki saat kaç? Vurdum duymaz, kulağında var tıkaç Duyarlı gönüller, gaflete dalmaz Yalancının mumu, öÄŸlende söner Kararsız söz verir, üç günde döner Münafık bakışa, artık kim kanar ? Bugünün kararı, yarına kalmaz Takma olsa kolu, bırakır yolda Unutkanlık, yakışmıyor bir kulda Her maharet, öÄŸretilmez okulda Cemiyet insanı, zamandan çalmaz Dünya yansa, bir tutam otu yanmaz Gamsız; en ufacık derde dayanmaz Vefasız; adını bir defa anmaz AÅŸk bahçesi, susuz kalsa da solmaz DeÅŸifre edildi, kirli duygular Kimi çöpe atar, kimi uygular Yeter artık, sona ersin kaygılar İnsanlık yüce güç, oyuna gelmez 24/08/2008 Bursa
Sakın isyan gibi algılanmasın Topraklar suyunu “tutmuyor” beyim Öküzün yemine bile yetmedi Bu yıl ürün para “etmiyor” beyim Küresel ısınma, küresel bela Nerede açık var, tespit evvela GeliÅŸmiÅŸ tarımda, okunur salâ Arazi bol, ürün “bitmiyor” beyim Hadi maldan geçtik, üründen daldan Zamanı yaÅŸamaz, bilmeyen haldan Tepside sunulan, bomboÅŸ hayalden Basiret sahibi, “tatmıyor” beyim GidemediÄŸin yer, deÄŸildir senin Ulaşımda, aÄŸzını aç kesenin Havadan, denizden, raydan küsenin İşleri yolunda “gitmiyor” beyim Balın varsa, sineÄŸin de çok olur Faydasız laf, geri dönen ok olur Gurur ile yol alanlar yok olur İbretli söz derse “yetmiyor” beyim Gitmek ile, varmak arasında fark Nasibin var ise,düzgün döner çark Kaybedecek ideali yoktan kork Hedefsiz, kuÅŸ bile “ötmüyor” beyim Suyumuz azaldı, aha bitecek Üç kova su kalmış, kime yetecek Gazla dönen türbin, iflas edecek Kimse hayırına “satmıyor” beyim SaÄŸlıkta kalite, artsın daha da EÄŸitim, güvenlik, bir çok sahada Nükleer de, geç kalınması hata Bölgemizde barış “tütmüyor” beyim Tembellik, tenperlik, tutunmaz bizde İbret vardır, bıraktığımız izde Ne kıştayız, ne baharda, ne güzde Mevsimler baÅŸlıyor, “bitmiyor” beyim
Selâmun Aleyküm, gelir mi sesim? Asırlardır, yüzler “gülmüyor” beyim Dert – derman karışmış, hepsi merasim Dost görünen bile, “bilmiyor” beyim Telgraf çekmiÅŸtim, geldi geriye GüneÅŸsiz buzdağı, nasıl eriye? Yanıldık!.. Tilkiyi kattık sürüye Neden, hak yerini “bulmuyor” beyim? Etrafı dolamış, ateÅŸ çemberi Herkese sunarız, miski amberi Selâm göndermiÅŸtim, çevirdi geri RüÅŸvet deÄŸil diye, “almıyor” beyim Günübirlik hesap ile ilerler HaÅŸerata, mesken olmuÅŸ kilerler Yol yordam bilmeze, bilmem ne derler? Bu naÄŸmeler, bizden “çalmıyor” beyim Tavan yaptı, “etiksiz” ahlâkımız (!) Leylekleri, geçti bak lak lakımız Suç dosyamız, süs yerine takımız Yüzsüzler saçını, “yolmuyor” beyim Kucağımda buldum, ben yükü gâmı Mum ile ararız, biz diÄŸerkâmı Kalbura çevirdik, iÅŸte ahkâmı Adalet yazıyla “gelmiyor” beyim Pazara çıkardık, aÅŸkı sevgiyi Doladık dillere, türlü sövgüyü Muhabbeti sorma, dipsiz bir kuyu Artık Ferhat dağı “delmiyor” beyim BoÅŸ yerinden baktım, bardağın bugün Bana matem günü, yad ele düÄŸün Gönülden hasadım, eksi topyekün Sadece susuz gül “solmuyor” beyim Sesime kulak ver “olmuyor” beyim DiÄŸerkâm: BaÅŸkalarını düÅŸünen Ahkâm: Hükümler Yad : Yabancı
Gelecekten umut, geçmiÅŸten huzur Arar durur insan, yeÅŸeren düÅŸle Sığındığı sabır, her gelen Hızır Bazen de avunur, gündelik süsle Duygular, duyular, hep ilgi umar Yürekler yaralı, bazen tarumar Bir kaç gönülden söz, açığı yamar Åžahlanır yeniden, dipdiri hisle Nalıncı keseri, yürüyen zaman Yontup durur, umudumdan an be an Vicdan mihenk taşı, dokunma aman Kaybetme ölçüyü, gerisin boÅŸla Rahmet rüzgârıyla, açtık kanadı Yollar bazen, yolcuları sınadı Çıkmaz sokaktasın, bırak inadı Sırtını yıkılmaz duvara yasla YaÅŸamda nerdeyiz, baÅŸ mı, sonu mu? Kaynayan evrende, bu da soru mu? Ayırmıyor ateÅŸ, yaÅŸ mı, kuru mu? Toplumsal yangında, dostunu eÅŸle İnsanoÄŸlu, akar akar durulur Su testisi, su yolunda kırılır Beste noktalanır, bohça dürülür Çağırırlar gider, kutlu bir sesle Mihenk taşı : deÄŸerli madenler için denek taşı, (mecaz) Birinin deÄŸerini, ahlakını anlamaya yarayan ölçü Tarumar : Dağınık, karışık, periÅŸan. Hassas Terazi Yangından mal kaçırır, derdi kendi nefesi Bu ses yabancı deÄŸil, başında kimin fesi? Zor günde belli olur, dostun düÅŸmanın hası Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan? Fikriyata bakarım, ben anlamam kavuktan İsterim kara günler, güneÅŸte kurutulsun Yaslı yaÅŸlı gönüller, sevinsin de kurtulsun ÅžaÅŸmaz terazi ile, her icraat tartılsın Bu ne biçim gidiÅŸat, içim dondu soÄŸuktan Fikriyata bakarım, ben anlamam kavuktan Sele verdik harmanı, kaÄŸnı kaldı bayırda Yaz boz tahtası mıdır, öküz öldü çayırda hiç bir ÅŸeyde gözüm yok, sen neslimi kayır da Bin bir umut beklerken, ayı çıktı kovuktan Fikriyata bakarım, ben anlamam kavuktan DoÄŸum yaptıran ebe, çocuÄŸu aldı kaçtı Bu iÅŸe sabıkalı hırsızlar bile ÅŸaÅŸtı Hak, hukuk, görev, sınır, birbirine karıştı Biz ayranı beklerken, çamur çıktı yayıktan Fikriyata bakarım, ben anlamam kavuktan İstemem gül bahçede, faydasız ayrık otu Kendini taşıyamaz, neyleyim koÅŸmaz atı Gündelik sefahatı, terk eyledik rahatı Dün doÄŸruyu haykırıp, bu gün dönen cayıktan Fikriyata bakarım, ben anlamam kavuktan Evrensel Urlar ve Surlar Egemenlik ulusundur kayıtsız Millet ve Meclisi, büyüktür büyük Dost – düÅŸman aÅŸikâr, gerekmez kâhin PiÅŸmiÅŸ aÅŸa su katanlar, yüktür yük Çalışan millettir, üreten millet Bu yara vahimdir, süremez zillet Sülüklerin ömrü kısadır elbet Emer hazmedemez, bayıktır bayık Asalaklar, parazitler hazırcı Tahammülsüz kafa, her zaman “hır”cı Yenik pehlivanlar, kaosun burcu Minderi görünce, cayıktır cayık Millete sevginiz, yamyam usulü Kes de piÅŸir, çorbasını yap sulu İtirazım vardır, iÅŸte yazılı Vicdan sessiz, beyin ayıktır ayık Biz milletiz, dert bizim derman bizde Katıksız saf, geçerli ferman bizde En uyumlu, rengârenk harman bizde Sizdeki muhabbet, geyiktir geyik Sanki engizisyon çarkı kurulmuÅŸ Dönen dünya, can evinden vurulmuÅŸ Düzen çapraz, ar damarı yarılmış İnsafsız boÅŸ kafa, yayıktır yayık Cumhuriyet, demokrasi andımız İnançlara saygı, en baÅŸ bendimiz Yüce iradeyi, siz ne sandınız? Bu Millet güzele, lâyıktır lâyık Zaman / Zemin Etüdü Barkodladım, hatamı günahımı Merak etme, seninkiyle karışmaz Önyargıyla almayasın ahımı “Hayır”la sarışan, “ÅŸer”de yarışmaz Dün geçti, bugünse sorma hâlimi Yarınlara kurdum ben hayalimi Sığdırdım içime, koca alemi “Yâr”la barışmayan, “yad”la barışmaz Kavgaya sebep çok, kırıp dökelim (!) Bugün tamir edip, yarın yıkalım (!) BaÅŸaramaz bunu, en gaddar zalim Hakk’tan gelen ferman, asla buruÅŸmaz Tomurcuklar açtı, bak bahar geldi Renk renk kelebekler, kozayı deldi Güzeli görmeyen gözler engeldi İnsafla yol alan, asla vuruÅŸmaz Dil ile kaybolan, alınmaz diÅŸle Menzillere, varılmaz bu gidiÅŸle Fikrini – zikrini, birebir eÅŸle Zıtlıklar buluÅŸur, ama görüÅŸmez Zemin etüdünü yapıp dünyanın Sondaj vurup, dolaÅŸmalı her yanın İçi boÅŸtur, muhabbetsiz zamanın Gönülden doÄŸmayan, dosta eriÅŸmez Yad : Yabancı, el Etüt : Herhangi bir konuda yapılan inceleme, araÅŸtırma., ön çalışma Gaddar: Acıması olmayan, baÅŸkalarına haksızlık eden, merhametsiz, katı yürekli, insafsız Tezatlar Mezat'a DüÅŸtü Gönlüm tutuÅŸur da bazen DüÅŸünürüm hece hece Kim, nerede, niçin, neden? Çok sorulu bir bilmece… Fazla konuÅŸmak mı kültür? Beklentilerimiz tür tür Paketle mezara götür İnan ki gidiyor güce Sevdamız var, kavgamız var Sevincimiz, kaygımız var Hak edene saygımız var Despot gönlümüzde cüce Kimi hürmet dilencisi Kimi merhamet elçisi Aslında belli ölçüsü Fazla yaklaÅŸmayın uca Bu hangi mahlûkun tavrı? Vicdanı kör, dili sivri Cilalı teneke devri Sanki gün ortası gece Tezatlar mezata düÅŸtü Fikir deÄŸil, demek düÅŸtü Bilmeyen koÅŸtu üÅŸüÅŸtü Sanki Piyeste gülmece Aynı hamurdan mayamız Bizi biz yapan hayâmız Dantelimiz ve oyamız DeÄŸer katar baÅŸta taca Tezat: Karşıtlık, karşıt olma, zıtlık, çeliÅŸki Mezat Malı : Bayağı ve ucuz mal. Dudak Payı Büsbütün karartma, saf yüreÄŸini Bana da yer ayır, bir dudak payı Sevdalara yol aç, bil gereÄŸini Bana da yer ayır, bir dudak payı Yüklenince bulut, iner damlalar Islaklık içime inÅŸirah salar Hayalini doldurmasın “ÅŸâÅŸâ”lar Bana da yer ayır, bir dudak payı Elinde yüzünde var akçe izi Maddi reçeteyle, diner mi sızı? Kov da gitsin, benlik çalan hırsızı! Bana da yer ayır, bir dudak payı Garazın – marazın, sarmış bedeni Kararan ufuklar, bitirir teni Kim arar ki, terk edip de gideni? Bana da yer ayır, bir dudak payı Açık kapı kalsın, kapama yolu Beklerken baharı, bastırır dolu Sorun ve cevabın, nâhoÅŸ kokulu Bana da yer ayır, bir dudak payı TaÅŸ yerinde ağır, itekle hele Güce güç katalım, verip el ele Zehir doldurur mu, gönül gönüle? Bana da yer ayır, bir dudak payı Bu kötü, o yanlış, diÄŸeri çirkin(!) Çamur suyu ile, dönüyor çarkın Hangi makam ile söylenir ÅŸarkın? Bana da yer ayır, bir dudak payı İnÅŸirah: Gönül açılması, ferahlık ÅžaÅŸa: GösteriÅŸ, süs Akçe: Para Benlik: Kendilik, ÅŸahsiyet NâhoÅŸ: HoÅŸ olmayan, çirkin, kötü Damlalar Yorgun düÅŸtüm, karanlıkta koÅŸmaktan Ümit durağına, serdim hasırı Duygu hasılatım, geçmez elekten Tamı kaybetmeden, topla küsürü İnsanı insan bil, takma kulpunu Son nefese deÄŸin, yokla kalbini Åžaşırtmasın seni, günlük albeni Yanılır her beÅŸer, vardır kusuru Mevlana seslenir: “kim olunsan gel!” Åžimdi olsa derdi, “kim çağırsa git!” Pırıltılı sözler, hikmetli öÄŸüt Her devirde, aydınlatır asırı Dilleri tutulsa, gözünden akar TutuÅŸur kelime, sözünden akar Güven veren mânâ, yüzünden akar Bilen bilir bunu, nedir ki sırrı? Kimin umurunda, batarsa gemi? Ağıt mı yakalım, güzelleme mi? Doyumsuz nefise, vurursak gemi Olur artık, gönlümüzün esiri Karşılıksız sevgi, adı merhamet Åžefkat bağışlıyor, al da merhem et ÇaÄŸlayana oluk, kargaÅŸaya set İşte budur, safi kalbin öÅŸürü… 18/05/2008 Bursa Fikirler ve Kirler Su gibi akmalı, fikir dediÄŸin Berrak, Safi, duru, yüceden yüce Güç vermeli bana, her söylediÄŸin Nasıl çözülür ki, bu zor bilmece ?.. Nabza göre ÅŸerbet, sırıtır elbet Mavi boncuk dağıtır, sepet sepet Havanda su dövülmez ilelebet Zulmün tahtı bize, cüceden cüce… Unutmayan, yutmayan bir vurguyla Mert oÄŸlu mert, hep yaÅŸatan kurguyla Varır hedefe ok , kırılmış yayla Gün batsa da doÄŸar geceden gece… Karıncalar, ağır yürür menzile Razıyız biz, engebeye tenzile Hakikate köle, düÅŸmandır ‘zül’e Bu nasıl sabırdır, niceden nice ?.. Fikir bir zemindir, kurmalı bina Tutarsa mayası, sığmaz kabına Birkaç sözüm kaldı, sevdadan yana Kırparız - ekleriz, heceden hece… Engebe : Zor arazi, çukur, daÄŸ, bayır Tenzil: İndirme, azaltma Zül: Alçalma, düÅŸkünlük, Ayıplanacak ÅŸey. Vaziyetten Vasiyete Tanıyasın Yaradan’ı her daim Üzerine farzdır, “boÅŸlama” oÄŸul! Halk içinde hizmetkâr ol canlara Tek kiÅŸilik hayat “düÅŸleme” oÄŸul! Kanmayasın, ÅŸu dünyanın süsüne Cazip görüntüsü, gümbürtüsüne Mevlâm güç versin de haktan sesine Dik duruÅŸu asla “esleme” oÄŸul ! Dilin sivri olsa, sakın batmasın Gönlün hüzün dolsa, sakın yatmasın Haramı helale asla katmasın Vücutta habis ur “besleme” oÄŸul! Arı oÄŸul verir, kendi cinsinden İnsan tüter, haberi yok isinden Sen örnek ol, iz sürülsün peÅŸinden SaÄŸlam dala koruk “aÅŸlama” oÄŸul! Kimi pulda yüzer, kimisi çulsuz Azgın yoldan çıkmış, garibim yolsuz Erenler deryayı geçiyor salsız Hakiri, sakın ha, “fiÅŸleme” oÄŸul! Cemiyet insanı, hizmette önde Toptan tamirat var, boÅŸ durma sen de YiÄŸit belli olur, en kara günde Sür atını coÅŸsun, “çüÅŸleme” oÄŸul! Uyurken bir gözün açıkta olsun Dikkatin, akıldan kaçıkta olsun Merhametin, sevgin, kucakta olsun Åžefkat sarayını, “paslama” oÄŸul! Aldatanlar, aldanmıştır bilesin KurtuluÅŸ bekleyen, hayır dilesin Yüce hakikate, sen silsilesin Kirli duvarlara, “toslama” oÄŸul! Bu topraklar, takas edildi canla Yüzbinler yürüdü, Ukba’ya ÅŸanla İnsanlık niÅŸanlı, nefsi aÅŸanla Fikrini yabana “yaslama” oÄŸul! Vefa denen duygu, olmalı diri Unutmayan kalpler, saklamaz kiri Ruh yoksa birlikte, besbelli sürü Faydasız binayı “süsleme” oÄŸul! İnsaf elden uçtu, dipsiz kuyuda Olsun raÄŸbet, yıkıp-döken ayıda Güller açmış bize, karşı kıyıda Kömürü elmasla “eÅŸleme” oÄŸul! Her sâlâ duydukça, benim sanırım Sesteki mânâyı, iyi tanırım Kötü mirasımla, çok utanırım Üç olan hatamı, “beÅŸleme” oÄŸul! Ukba : Ahiret Koruk : Ham, olgunlaÅŸmamış, kısır Hakir: Hor görülen, aÅŸağılanan Habis : Kötü, zararlı, pis Silsile : Birbirine baÄŸlı, birbiriyle ilgili ÅŸeylerin olu
Nitelikli Sevda
Bu ÅŸiirlerin her türlü telif hakkı ÅŸairin kendisine veya temsilcilerine aittir
|
|
| Son Güncelleme ( Monday, 07 September 2009 ) |



