Index BİYOGRAFİLER PROFESYONEL BİYOGRAFİLER |
| Bekir Sıtkı Sezgin |
|
|
|
| Yazar Administrator | |
| Saturday, 26 May 2007 | |
Bekir Sıtkı Sezgin 1 Temmuz 1936 tarihinde İstanbul’un Åžehremini semtinde doÄŸdu. Babası Hafız Hüseyin Efendi (1899-1969), annesi Feride Hanım’dır. 1942 yılında ilk öÄŸretime baÅŸladı, lisede okurken babasının teÅŸviki ile baÅŸarılı bir sınav vererek İstanbul belediye Konservatuarı’na giren B. Sıtkı Sezgin buradan mezun oldu. 1956 yılında Denizli’de vatani görevini tamamladıktan sonra 1958’de İzmir’e yerleÅŸti. 1959’da İzmir Radyosu’nun sınavını kazanarak “yetiÅŸmiÅŸ sanatkar” olarak göreve baÅŸladı. Ayni yıl içinde solist, bir diÄŸer sınavla da “Birinci sınıf ses sanatkarı” unvanını aldı. 1967 yılından itibaren aynı kuruluÅŸta stajyer sanatkarlara öÄŸretmenlik yaptı. 1973’de İzmir Radyosu’nda “Klasik Koro Åžefi” oldu. 1976’da İstanbul Devlet Türk Musikisi Konservatuarı ÖÄŸretim ÜyeliÄŸi’ne getirildi. Aynı tarihlerden baÅŸlayarak İstanbul Radyosu ses sanatkarlığını, Küçük Koro ÅžefliÄŸi’ni ve TRT Merkez Denetleme Kurulu üyeliÄŸi’ni birlikte yürüttü. 1980 yılında TRT’den emekli oldu ve konservatuardaki görevinden ayrıldı. 1971-1983 yılları arasında çeÅŸitli Avrupa ülkelerinde dini ve dindışı musikimizle ilgili konserler verdi. 1985 yılında özel bir anlaÅŸma ile İ. T. Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda öÄŸretim üyeliÄŸine baÅŸladı.
Bekir Sıtkı Sezgin, musiki ve din kültürü yüksek bir aileye mensuptur. Sesi çok güzel olan babası Hafız Hüseyin Efendi, Hafız Hasan AkkuÅŸ, Fatih Camii imamı Ahmed Rasim Efendi (Filibeli Arap Hafız), Hafız Ahmed Efendi, Hafız Sadettin Efendi’lerden musiki dersleri alarak müziÄŸe baÅŸlamıştır. 1946-1948 yılları arasında İzmir’deki teyzesinin yanına gittiÄŸi zamanlarda Hisar Camii’nde Rakım Elkutlu ile tanışır ve onun eserlerini kendisinden öÄŸrenir. Bekir Sıtkı Sezgin’in annesi Feride Hanım’ın da sesi güzeldi ve ud çalardı, anneannesinden din dışı eserler meÅŸk eden B. S. Sezgin’in güzel sesini ve yeteneÄŸini ilk kez babası fark etmiÅŸti. Çok küçük denecek yaÅŸlarda , henüz 3-4 yaÅŸlarında iken sokakta babası ile dolaşırken babasını evlerinin yakınında bulunan kahveye sürükler, gramofonun yanına oturur ve saatlerce plak dinlerdi. Üç buçuk yaşında “Hıfz”a baÅŸlayan Bekir Sıtkı Sezgin “Hıfz”ı beÅŸ yaşında tamamladı. Ortaokulun son sınıflarına kadar özel musiki eÄŸitimi aldı ve dini musikimizin her formuna ait eserler meÅŸk etti, az çok bilgi sahibi oldu. Bu dersler babası tarafından yeterli bulunmadı ve mevlidhan Hafız Mecid Sesigür, Laleli Camii BaÅŸmüezzini Hafız Numan, Nuruosmaniye Camii İmamı Hafız Hasan Efendi’den na’t, mevlid, Ezan, talim, mahrec-i huruf dersleri aldırttı ve ardından “Bu zamana kadar musikiyi sana pratik olarak öÄŸrettik. Åžimdi ilmi yönden öÄŸrenim görmenin zamanı gelmiÅŸtir. "Hadi bakalım ! Konservatuar imtihanına gir, muhakkak en iyi derece ile kazanacaksın” diyen babasının sözleri onun sınava girmesini ve baÅŸarılı olarak kazanmasını saÄŸlamıştır. B. Sıtkı Sezgin babası için bu sebeple, ”Hasılı babam, benim hem sebebi hayatım, hem öÄŸretmenim, hem mürebbim, hem de arkadaşım olmuÅŸtur” demiÅŸtir. Dersler devam ettiÄŸi sürede anneannesinden de din dışı eserler öÄŸreniyordu. Toplum içinde ilk musiki icrası denemesini dokuz yaşında iken “Tevhid Bahri”ni okuyarak yapan B. Sıtkı Sezgin, aile ve dost meclislerinde bildiÄŸi eserleri okuyarak takdir edilirdi. Konservatuar süresince öÄŸrendiÄŸi eserlerin çoÄŸunu din diÅŸi eserler oluÅŸturuyordu. 1959 yılından sonra İzmir’de Zakirbaşı İlhami, Manisalı Hafız Ahmed, MübaÅŸir Kemal, Hafız İsmail Efendi’den bilmediÄŸi klasik eserleri, tevÅŸih, durak, tavır ve üslup öÄŸrenen büyük üstat, bütün bu titiz derslerin ve uÄŸraÅŸların sonucunda usta bir ses icracısı olarak kendisine üstün bir zemin hazırladı. Bekir Sıtkı Sezgin, 1964 yılında İzmir’de evlendi. 1965’de H. Kudsi, 1967’de H. Siyami, 1969’da F. Hümeyra adlı çocukları dünyaya geldi. Büyük üstat 10 Eylül 1996 tarihinde vefat ederek hakkın rahmetine kavuÅŸtu. Üstat musiki öÄŸrenmek ve öÄŸretmek konusunda ÅŸunları belirtiyor;”. . . . EÄŸer insan en iyi ses ustalarını, en iyi yorumcu ve icracıları dinler ve onlara hizmet ederse, ancak o zaman Türk Musikisi’nin makamlarla ilgili yapısını ve perdelerini iyi anlayıp kavrayabilir. Yoksa öÄŸrencilere falan dörtlü ile falan beÅŸli birleÅŸtiÄŸi zaman ÅŸu makam olur deyip, o diziyi iki portelik bir temrin içinde terennüm etmekle musiki öÄŸrenilemiyor ve öÄŸretilemiyor. Böyle olunca mekanik bir musiki öÄŸretimi verilmiÅŸ olur ki, onda da ruh yoktur, ruhsuz da musiki olmaz. ”
|



