Besteciler.org 2006-2016
Anasayfa arrow AdanZye arrow Index arrow BİYOGRAFİLER arrow PROFESYONEL BİYOGRAFİLER   
Wednesday, 10 June 2026

bestecilerlogo01.jpg

HEPSI |0-9 |A |B |C |Ç |D |E |F |G |Ð |H |I |Ý |J |K |L |M |N |O |Ö |P |R |S |Þ |T |U |Ü |V |Y |Z

Index arrow BİYOGRAFİLER arrow PROFESYONEL BİYOGRAFİLER

Çekiç Ali PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Saturday, 26 May 2007
Sample Image    KırÅŸehir yöresi türkü ve bozlaklarının isim yapmış usta icracılarından biridir Çekiç Ali...Hemen hemen tüm plak ve kasetlerinde "KırÅŸehir'li Çekiç Ali namıyla anılan sanatçımız, aslen Kaman'ın MeÅŸe köyünden ve asıl soyadı da Ersan'dır. 1932 yılında doÄŸan Çekiç Ali'ye, "çekiç" lakabı; çevikliÄŸi ve ataklığının yanı sıra, saz çalışındaki canlılık, dinamizm ve aciliteden dolayı verilmiÅŸ. Henüz çocuk yaÅŸlarında iken köy odalarında saz çalmaya baÅŸlayan sanatçıya büyükleri tarafından takılan bu lakap o kadar yaygınlaÅŸmış ki, asıl adı olan Ali'nin önüne geçerek, adeta asıl ismi olmuÅŸ.
 
 O yıllarda İstanbul'da faaliyet gösteren bir plak ÅŸirketi, Çekiç Ali'ye ait bir plağı izinsiz basıp çoÄŸaltarak piyasaya sürer. Çekiç Ali'nin haklı itirazına ise, tam bir "ÅŸark kurnazlığı" üslubu ile "senin adın Çekiç Ali deÄŸil ki, sen Ali Ersan'sın" diyerek güya kendince sahtekarlığına bir kılıf uydururur. Bunun üzerine Ali Ersan da, halk arasında maruf ve meÅŸhur olan Çekiç Ali ismini hukuki yolla resmileÅŸtirerek Çekiç soyadını alır ve yeni adı "Ali Çekiç" olur. Evet, Kaman'ın MeÅŸe köyünden Ali Ersan'ın "KırÅŸehirli Çekiç Ali" olmasının kısa hikayesi böyle...
 
 Tabi hikayenin özü, "KırÅŸehirli Çekiç Ali'yi KırÅŸehir türkü ve bozlaklarının usta sanatçısı" haline getiren o uzun, çileli ve yorucu hayatın ayrınıtılarında gizli. Åžöyle yürek sızlatan bir saza sahip olmanın henüz hayal olduÄŸu günlerde "tokaç" ı saz yaparak kendince türküler çalıp söylemeye baÅŸladığı yıllardan itibaren bu hayat gerçekten o kadar yorucu ve sıkıntılarla doludur ki, Çekiç Ali'nin o hassas ve ince kalbi bütün bunlara öyle çok uzun bir süre dayanamayacak ve henüz otuz beÅŸ yaşında ilk ciddi uyarışını yapacaktır.
 
 Hacı TaÅŸan'dan dört yıl sonra, NeÅŸet ErtaÅŸ'tan ise dört yıl önce dünyaya gelen Çekiç Ali, 1973 yılının yazında Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi'nde kalbinden ameliyat olur ve bu ameliyattan iki yıl sonra geçirdiÄŸi beyin felci onu aramızdan ayırır. Bir sanatçı için henüz olgunluk döneminin baÅŸları sayılabilecek kırk bir yaşında 13 Eylül 1973'de hayata gözlerini yuman Çekiç Ali, kıvrak, atak sazı; içli ve yanık sesi ile söylediÄŸi türkülerle elbette gönlümüzde yaÅŸamaya devam edecektir. Bu kadar kısa bir hayata bunca türküyü, bozlağı sığdırmak bir tarafa, ancak ayda yılda bir, bir kaç türküsünün yayınlandığı devlet radyosu ve belli sayıda basılmış 45'likler dışında hiç bir imkanın olmadığı yıllarda "meÅŸhur ve usta sanatçı Çekiç Ali" olarak isim yapmak pek de kolay olmasa gerek.
 
 Çekiç Ali, bu seriden daha önce yayınlanan Muharrem ErtaÅŸ ve Hacı TaÅŸan ustaların albüm metinlerinde de söylediÄŸimiz gibi, ekmeÄŸini yöre düÄŸünlerinde saz çalıp türkü söyleyerek kazanan abdal aÅŸiretine mensup bir sanatçı olarak, Orta Anadolu abdal müziÄŸi geleneÄŸinin önemli halkalarından birini teÅŸkil eder. Bu, Muharrem ErtaÅŸ Okulu'nun Hacı TaÅŸan'la birlikte en yetkin temsilcisi sıfatıyla Çekiç Ali'ye haklı bir ün kazandırır.
 
 Gerçi Çekiç Ali'nin, bir Hacı TaÅŸan gibi Muharrem Usta'nın dizinin dibine oturarak birlikte bozlaklar, türküler meÅŸk etmiÅŸliÄŸi, birlikte düÄŸün dernek kurmuÅŸluÄŸu yok ama, 1980'li yıllara kadar, "yaÅŸayan en büyük Abdal"sıfatıyla Muharrem Usta'nın manen tesirinde kalmamış, onun çalıp söylediÄŸinden etkilenmemiÅŸ aÅŸiret mensubu sanatçı bulmak hemen hemen imkansız. Ayrıca bir akrabalık da söz konusu ve Muharrem ErtaÅŸ, Çekiç Ali'nin eÅŸi Fatma Hanımın dayısı. Muharrem ErtaÅŸ, "ustaların ustası" diyebileceÄŸimiz Yusuf Usta ve dayısı Bulduk Usta'dan tevarüs ettiÄŸi geleneÄŸin o kadar güçlü bir temsilcisidir ki gah bir silah gibi patlayan, gah bir gök gürlemesi gibi uÄŸuldayan o parlak ve tiz sesini dinleyip de etkisinde kalmamak elbette mümkün deÄŸil.
 
 Çekiç Ali de, her gerçek sanatçıda gördüÄŸümüz gibi, bu etkiyi kendi iç dünyasında yoÄŸurarak kiÅŸisel zevk ve üslup süzgecinden geçirmiÅŸ ve ustasını taklit etmeyen, ama ondan aldığı ilhamla yeni bir zevk ve güzellik peÅŸinde olan bir sanatçı portresi ortaya koymuÅŸtur. Bu portre oldukça baÅŸarılı ve pek çok yönden de orijinal bir sentezdir aynı zamanda.
 
 Çekiç Ali'nin sanatının, baÅŸta Muharrem Usta olmak üzere, Hacı TaÅŸan ve NeÅŸet ErtaÅŸ'la olan benzerlik ve farklılıklarının neler olduÄŸuna da kısaca deÄŸinmekte fayda var. Zira uzaktan ve genel bir bakışla birbirlerine çok benzer gibi görünen bu sanatçıların bu sanatçıların birbirleriyle olan benzerlikleri ve farklılıkları aslında oldukça önemli ve/ fakat uzun bir bahistir. Önemlidir; çünkü bizde müzik, özellikle halk müziÄŸi alanında, bu anlamda bir üslup tahlili bugüne kadar yapılmadığı için, farklılıklar, nüanslar ve incelikler üzerine kurulu bir sanat olan müziÄŸi gerçek boyutları ile kavramakta zorlanıyoruz.
 
 Muharrem ErtaÅŸ, Hacı TaÅŸan ve NeÅŸet ErtaÅŸ'ta ayrı ayrı karşımıza çıkan bazı özellliklerin belli ölçülerde Çekiç Ali'de bir arada bulunduÄŸunu görüyoruz. Onda bir Muharrem Ustadaki heybeti, Hacı TaÅŸan'daki sanatsal derinliÄŸi ve NeÅŸet ErtaÅŸ'daki yaratıcı yeteneÄŸi bekli bulamayabiliriz, fakat Çekiç Ali'yi farklı ve kendine has kılan özelliklerine baktığımızda ÅŸunları görürüz : Onun sesi, kelimenin tam anlamıyla lirik, duygulu ve yanık bir sestir. Çok yumuÅŸak bir gırtlağı vardır ve yöre müzisyenlerinin hepsinde karşımıza çıkan ses çarpmaları, orijinal gırtlak naÄŸmeleri, titretme ve triller, kelimenin telaffuz ve vurgularındaki hususilik Çekiç Ali'de en rafine ÅŸekliyle karşımız çıkar.
 
 Fakat onun asıl orijinal yönü, saz çalma teknik ve üslubunda kendini gösterir. Çekiç Ali'nin sazından bazan uda, bazan cümbüÅŸe benzer sesler duyarız ve teller üzerindeki parmakların ve tezenenin kelebekler gibi uçuÅŸtuÄŸunu hissederiz. Çekiç Ali'nin 1960'lı yıllarda, Bayram Aracı ile birlikte son derece seri ve hızlı baÄŸlama çalmayı yaygınlaÅŸtıran sanatçılardan biri olduÄŸunu da söyleyelim. Bu tavır ve edanın özellikle oÄŸlu Aydın Çekiç'te devam ettiÄŸini görüyoruz. Aydın Çekiç, sesi ve baÄŸlaması ile KırÅŸehir yöresi türkü ve havalarının günümüzdeki baÅŸarılı icracılarından biri olarak sanatını sürdürmektedir.
 
 Çekiç Ali de, ustası Muharrem ErtaÅŸ, arkadaşı merhum Hacı TaÅŸan ve üstad NeÅŸet ErtaÅŸ gibi çok küçük yaÅŸlarda yöre düÄŸünlerine "çalgıcı" olarak giderek meslekte kendini yetiÅŸtirmiÅŸtir. NeÅŸet ErtaÅŸ, babası olmadan tek başına düÄŸün çalmaya ilk olarak Çekiç Ali'nin yanında gittiÄŸini söylüyor. Yöresel tabirle düÄŸünlerde "çalgıcılık" yapmanın; çalıp çığırmak dışında ellerinden fazla bir iÅŸ gelmeyen bu insanlar için yegane meslek, meÅŸguliyet ve aynı zamanda da iyi bir rızık kapısı olduÄŸunu söyleyelim.
 
 DüÄŸün çalmanın dışında, yöre folklorik oyunları ve müzikleriyle de ilgilenen Çekiç Ali'nin 1969 yılında İstanbul'da düzenlenen ulusal bir yarışmada ekibine kazandırdığı bir de birincilik var. Özel bir bankanın düzenlediÄŸi 9.Halk Oyunları Festivali'ne katılan KırÅŸehir halk oyunları ekibinin başında elinde sazı ile Çekiç Ali vardır ve birinciliÄŸi KırÅŸehir ekibi kazanır. Bu baÅŸarıda ÅŸüphesiz KırÅŸehir halay ve oyunlarının güzelliÄŸi yanında, bu halay ve oyunları ustaca çalan ve türkülerini baÅŸarıyla icra eden Çekiç Ali'nin bireysel katkısını gözardı etmemek gerek.
 
 Çekiç Ali, mektep medrese görmemiÅŸ, doÄŸuÅŸtan getirdiÄŸi Allah vergisi sanatçılık yateneÄŸini uygun ÅŸartlarda ve ortamlarda geliÅŸtirerek kendi kendini yetiÅŸtirmiÅŸ "alaylı sanatçılar" kuÅŸağına mensup bir sanatçıdır. Bu geleneÄŸin diÄŸer ustaları gibi o da içinde doÄŸup büyüdüÄŸü toplumu ve bu toplumun neÅŸesini, hüznünü, ağıdını, oyununu, eÄŸlencesini dile getirmiÅŸtir. Bunu da sanat yapmak için deÄŸil, çalıp okumayı tabii bir hayat tarzı olarak benimsediÄŸi için yapmıştır. Tabiilik (doÄŸallık) ve kendiliÄŸindenlik (spontane), Çekiç Ali'nin üslubunun en belirgin ik özelliÄŸi sayılabilir.
 
 Çekiç Ali'nin hem sesinde, hem sazında öylesine kendine has bir renkle karşılaşırız ki, bu daha ilk müzik cümlesinde kendini hemen belli eder. BaÅŸta Muharrem Usta olmak üzere Hacı TaÅŸan'ın, NeÅŸet ErtaÅŸ'ın da okuduÄŸu bazı türküleri ve havaları (Biter KırÅŸehir'in Gülleri Biter, Acem Kızı vb.) tamamen kendine has bir tavırla yorumlayarak, adeta okuduÄŸu her eserin altına kolay kolay silinemeyecek güçlü bir imza atar.
 
 Sazını sesine, sesini de sazına öylesine yakınlaÅŸtırır ki, sazla sesin birlikteliÄŸi ve iç içeliÄŸi oldukça etkileyici bir müzik dili ortaya çıkarır. Söyler gibi çalan, çalar gibi söyleyen bir üslup...Çekiç Ali baÄŸlamayı Muharrem ErtaÅŸ ve Hacı TaÅŸan'dan biraz farklı bir stilde ve karar sesini klavyedeki ikinci oktav "re perdesi" ne taşıyarak çalar. Muharrem ErtaÅŸ'ın sürekli, Hacı TaÅŸan'ın ise zaman zaman yaptığı boÅŸ alt teli (la perdesi) karar sesi kabul eden icra ÅŸekli yerine " re üzeri" icrayı tercih etmiÅŸtir. NeÅŸet ErtaÅŸ'ın da -daha çok Bayram Aracı'dan hareketle- bu tarzı benimsemesi ile, "bozuk düzen baÄŸlama" da (la-re-sol) "re üzeri" icra büyük bir yaygınlık kazanır. Yöre tavrının icrasına ve acilite göstermeye daha uygun gelebilecek bu tarz, aslında sanatçıya sunduÄŸu ses alanı itibariyle öbürüne göre daha sınırılı imkanlara sahip olmasına raÄŸmen, bugün yöre sanatçılarının bu tarz icrayı benimsemiÅŸ durumdalar.
 
 Çekiç Ali'nin repertuvarının önemli ölçüde anonim türkü ve ağıtlardan oluÅŸtuÄŸunu görüyoruz. Sözleri kendisine ait hemen hemen hiçbir türküsü olmadığı gibi, kendisinin "havalandırdığı/ müziklendirdiÄŸi" bir eseri de yoktur bilindiÄŸi kadarı ile. Bu tesbitin Muharrem ErtaÅŸ ve Hacı TaÅŸan için de geçerli olduÄŸunu söyleyelim. Aslında NeÅŸet ErtaÅŸ bu alanda da bir çığır açarak klasik türkü ve bozlak formunda sayısız eserin söz ve müziklerine imza atmış bir sanatçıdır.
 
 Çekiç Ali'nin okuduÄŸu türkülerin bazıları (Acem Kızı, Aziziye gibi) yöre müzik kültürünün ağırlıklı karakteristik ezgileri olmakla beraber, çoÄŸu da oyun türküleri ve oyun havalarından oluÅŸmakta. Ağıtlar ise, yörede yaÅŸanmış acılı, trajik olaylar üzerine söylenmiÅŸ anonim söz ve ezgilerin yanı sıra, en çok da Toklumenli Aşık Said'in (1835-1910) ve Aşık Said'in oÄŸlu Aşık Seyfullah'ın (1896-1968) ÅŸiirleri üzerine söylenmiÅŸ ağıt / bozlaklardan ibaret. Kızılırmak, DoÄŸar Yaz Ayları, Sarı Yazma Yakışmaz mı Güzele vb. bozlaklar bunlardan bazıları.
 
 Muharrem ErtaÅŸ Okulu'nun üç önemli isimlerinden biri olan rahmetli Çekiç Ali'yi de böylesine derli toplu bir ÅŸekilde ilk defa müzik kamuoyuna takdim eden elinizdeki bu albüm ile, elbette baÅŸta büyük usta Muharrem ErtaÅŸ olmak üzere, "bozlak" geleneÄŸinin çağımızdaki üç büyük ustasını ( Hacı TaÅŸan, Çekiç Ali ve NeÅŸet ErtaÅŸ) tüm Türk ve dünya müzikoloji ve etnomüzikoloji çevrelerine tanıtmış bulunuyoruz. Yalnız bir noktayı önemle vurgulamak isterim: Geleneksel kapalı toplum yapılarını mümkün olduÄŸunca korumaya çalışarak herkesle dost ve kardeÅŸce yaÅŸamayı sürdüren ülkemizin çeÅŸitli yörelerindeki abdal aÅŸiretleri, müzik itibariyle öyle zengin bir potansiyele sahipler ki bu zenginliÄŸin ülke müzik ve kültür birikimine mutlaka dahil edilmesi gerekiyor.
 
 Bu sanatçılar, Orta Asya kökenli ozanlık / bahşılık geleneÄŸinin -Anadolu topraklarındaki tarihi, sosyal ve kültürel iliÅŸkilerin ÅŸekillendirdiÄŸi yeni tarz ve üsluplarıyla- çağımızdaki en özgün temsilcisidir aynı zamanda.
 
 Bu ekolü günümüzde amatör ya da profesyonel olarak sürdüren o kadar çok sanatçı var ki, isimlerini altalta sıralamak bile sayfalar tutabilir. Tabi bu sanatçılardan yarınlara kimler kalacaktır, ÅŸimdiden söylemek mümkün deÄŸil. Ancak ÅŸu kadarını söyleyelim ; bu öylesine gür ve gümrah bir damar ki, her geçen gün biraz daha geliÅŸip serpilerek Anadolu Türk Müzik Kültürü içindeki ağırlıklı yerini korumaya devam etmektedir. Elbette deÄŸiÅŸen ve artan dozlarda yozlaÅŸmayı, dejenerasyonu ve baÅŸkalaÅŸmayı da bünyesinde taşıyarak. 
 
 
GiriÅŸ
Üye Menüsü