Besteciler.org 2006-2016
Anasayfa arrow AdanZye arrow Index arrow BİYOGRAFİLER arrow PROFESYONEL BİYOGRAFİLER   
Wednesday, 10 June 2026

bestecilerlogo01.jpg

HEPSI |0-9 |A |B |C |Ç |D |E |F |G |Ð |H |I |Ý |J |K |L |M |N |O |Ö |P |R |S |Þ |T |U |Ü |V |Y |Z

Index arrow BİYOGRAFİLER arrow PROFESYONEL BİYOGRAFİLER

Zeki Ârif Ataergin PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Wednesday, 23 May 2007
Sample Image     1896-1964)
 
     Zeki Ârif Ataergin, 1896 yılında İstanbul'da doÄŸdu. Babası ünlü bestekâr ve kânunî Hacı Ârif Bey'dir. Asıl adı Salih Zeki olduÄŸu halde Zeki Ârif adı ile tanınmıştır. Ataları, Zindankulesi civarında türbesi bulunan "Sâdât-ı Hüseyniye"den Baba Cafer soyuna dayanıyor. İlk öÄŸrenimini BeÅŸiktaÅŸ'taki "Âfitab-ı Maarif" okulunda yaptıktan sonra Vefa İdadisi'ni bitirdi. Yüksek öÄŸrenimini İstanbul Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. Babası Yemen'e tayin olunca ailesi ile birlikte bir süre Sana'da kaldı. Adliye teÅŸkilatında çeÅŸitli görevlerde bulundu, hakimlik ve avukatlık yaptı. Son görevi Fatih noterliÄŸi idi ve buradan emekli oldu. 5 Ocak 1964 günü vefat etti, Karacaahmet Mezarlığı'nda topraÄŸa verildi. 
 Daha çocukluk yaşında babasının mûsikî dünyasında sanatımızı yakından tanımış olan Zeki Ârif Bey, Tanburî Cemil Bey, Kemençeci Vasilâki, Udî Nevres Bey, Hanende Hüsameddin Bey, Leon Hancıyan, Ahmed Irsoy, Bestenigâr Ziya Bey, Hâfız Osman gibi ünlü ustaları tanıyarak mûsikî zevkini geliÅŸtirdi. Babası Hacı Ârif Bey hemen hemen her toplantıya oÄŸlunu da götürür ve mûsikîmizi yakından tanımasını isterdi. Daha beÅŸ-altı yaÅŸlarında iken babasından meÅŸke baÅŸladı;ilk olarak "DoÄŸru söyle sever misin ?/SevdiÄŸimi bilir misin ?"kantosu ile bazı hafifi eserlerle biraz Kânun çalmasını öÄŸrenmiÅŸti. Bu yıllarda babası en yakın dostu ve komÅŸusu olan Raûf Yektâ Bey'e götürerek "Kim bu biliyor musun ?" demiÅŸ, çocuÄŸu yakından tanıyan Raûf Yektâ Bey de Tanburî Zeki Mehmed AÄŸa gibi olacağını söylemiÅŸ. Zeki Ârif Bey'in Sipihr makamından yapmış olduÄŸu takımı yıllarca eski İstanbul Radyosu'nda Darüttalim heyetinden dinleyen Raûf Yektâ Bey çok duygulanıp heyecanlanarak, "Tanburî Zeki Mehmed AÄŸa olmadı ama bestekâr Zeki Ârif oldu"demiÅŸ. Bir baÅŸka gün Beylerbeyi'nde Üsküdar'a gelinceye kadar bu eserlerden bir kaçının bizzat kendi sesinden dinlemek istemiÅŸ ve çok takdir etmiÅŸtir. 
 Uzun süre Hacı Kirami Efendi ile Lâmekâni Mustafa Efendi'den mûsikî dersleri aldı. Hacı Kirami Efendi'den Sûznâk, Hüseyni, Hicaz, Nihavend fasıllarını öÄŸrendi;dinî mûsikî bilgisini de ilerletti. Biraz ilerledikten sonra babası Hacı Ârif Bey, Tanburî Cemil Bey, Santurî Edhem Efendi, Kemanî Aleksan AÄŸa, Hacı Kirami Efendi, Hâfız İsmail ve Karcığar Mazhar Bey'in yaptığı fasıllara katılarak repertuvarını oldukça geniÅŸletti. 
 Babasının ölümünden sonra kemanî Seyyid Abdülkadir Töre ile tanıştı ve bu tanışma onun sanat hayatında bir dönüm noktası oldu. Abdülkadir Töre'den aldığı ilhamla baÅŸta DilkeÅŸhâveran makamı olmak üzere, özellikle eski ve unutulmaÄŸa yüz tutmuÅŸ makamlara eÄŸildi. Sipihr ve Evc-Mâye makamları üzerinde durduÄŸu bu tür makamların sadece ikisidir. Bu gibi makamlardan hayli eser besteledi. Bir süre "Darü'l-Mûsikî"nin icrâ heyetinde bulunduktan sonra Darüttalimi Mûsikî'ye girdi ve burada öÄŸretmen olan İsmail Hakkı Bey'i tanıdı. Üsküdar'a taşındıktan sonra İsmail Efendi ile oÄŸlu Sadi Işılay'la tanıştı. Sadi Işılay o zamanlar İbrahimpaÅŸa civarındaki Åžehzade Ziyaeddin Efendi'nin konağına devam ederdi. Buraya Zeki Ârif Bey'i de götürür beraber fasıllara katılırlardı. Faslı Hoca Ziya Bey yönettiÄŸinden, ses mûsikîmizin bu büyük ustasından çok yararlandı. KonaÄŸa devam ettiÄŸi yıllar içinde UÅŸÅŸak, 
 Mâye, Segâh, Nihavend, Neveser, Sultanî-Yegâh, Ferahfeza, Karcığar, Mahûr, Irak, Ferahnâk, Hicazkâr, Sûzidil, Åžedd-i Araban, Neva, Evc ve Rast fasıllarını öÄŸrendi. Sonraları Darülelhan'a kaydolarak Hoca Ziya Bey'den yararlanmayı sürdürdü. 
 Bestekârlığa Hoca Ziya Bey ile Abdülkadir Töre'nin ısrar ve teÅŸviki ile baÅŸladı;Raûf Yektâ Bey ve Ahmed Irsoy'dan yardım gördü. Birkaç denemeden sonra DilkeÅŸhâveran takım ile Mâye, Irak, Sipihr ve Mahûr-Buselik makamlarından bestelediÄŸi eserler birbirini izledi. Nasûhi ÅŸeyhi Kerameddin Efendi ile dostluk ve yakınlık kurarak onun Tasavvuf vadisindeki engin kültüründen yararlandı. Pek çok eserinin sözlerini Kerameddin Efendi'nin söylemiÅŸ olduÄŸu ÅŸiirlerden seçti. Zeki Ârif Bey ayrıca resim sanatı ile de uÄŸraÅŸmış, güzel eserler ortaya koymuÅŸtur. 
 Kendisini tanıyan ve ders almış olan kimselerin ortak kanısı duygulu, alçak gönüllü, gösteriÅŸi sevmeyen, terbiyeli, nazik, çelebi mizaçlı, dini bütün, Tasavvuf kültürü zengin bir kimse olduÄŸu noktasında birleÅŸir. 
 Bir bestekâr olarak eserlerindeki melodi zenginliÄŸi baÅŸlıca özelliÄŸidir. Eserlerinin icrâsında güçlü ve oynak bir hançerenin gerektiÄŸine inanılır. ÖÄŸrencisi Dr. Alaeddin YavaÅŸça, onun sanatını ÅŸu isabetli cümlelerle yorumlamış:". . . Türk Mûsikîsi bestekârlığı yönünden onun mevkii ölçülere sığacak cinsten deÄŸildir. Rahmetli Neyzen Tevfik bile bir gün ona-Senin yerin Dellâl-zâdelerin yanında-demiÅŸtir. "
 "Türk Mûsikîsi'ni sevenler arasında ismini gönüllere iÅŸleyen Selâhaddin Pınar, beste vadisindeki duygu ve his kalıplarının kendisine Zeki Ârif Bey'in üzerinde yarattığı tesirle açıldığını, ona duyduÄŸu derin bir hayranlığın ifadesi içinde, her zaman ihsas etmiÅŸtir. O Türk Mûsikîsi bestekârlığı için lüzumlu bütün ÅŸartların ÅŸahsında topladığı son bestekârdı. ÇaÄŸdaÅŸ bestecilerimizin kolay ve harcıâlem yolu seçme çabası yanında Zeki Ârif Bey Sipihr, DilkeÅŸhâveran, Evc-Mâye, Evc-Buselik, Mahûr-Buselik gibi ancak müzik kültürü geliÅŸmiÅŸ kimselere hitab edebilen nadide makamlarda, seleflerinin tesirinden azâde, belirli özellik taşıyan çok olgun eserler vermiÅŸtir. Eserlerinde daha ilk bakışta alışılmamış bir melodi zenginliÄŸi göze çarpar. Türk Mûsikîsi beste ÅŸekillerinin en küçüÄŸü olan ÅŸarkılarda dahi, ÅŸed ve modülasyon bakımından akla, hayale gelmeyen sürprizler yapmış ve bu sürprizleri müstesna kabiliyetinin kendisine verdiÄŸi büyük maharetle, en ufak aksaklığa meydan bırakmayacak derecede birbirine yakıştırmıştır. İşte büyüklüÄŸü de buradadır. 
 Hanende olarak da eski tarz söyleyiÅŸ uslûbunun ve Gazel formunun son ustasıydı. Zengin oktavlı, pest ve tiz perdeleri aynı güçte, parlak bir sesi vardı. 
 Burhaneddin Ökte'nin ifadesine göre, Gazel okuduÄŸu zamanlar tiz perdelerde sazlar bazen karşılık veremezlerdi. Gerçekten de Zeki Ârif Bey'in bir çok eserinde gazel formunun renk ve motiflerini bulmak mümkündür. Kendi uslûb anlayışı içinde ve icrâ tekniÄŸine göre bestelediÄŸi için, eserlerinin güç olduÄŸu bilinir. 
 Zeki Ârif Ataergin peÅŸrev, saz semaisi, Beste, Ağır ve Yürük Semai, TevÅŸih, İlâhi, Åžarkı olmak üzere iki yüz'e yakın eser bestelemiÅŸtir. 
 Güçlü nota bilgisi olduÄŸu için eserlerini kendisi notaya almıştır. 
 
GiriÅŸ
Üye Menüsü