Index BİYOGRAFİLER PROFESYONEL BİYOGRAFİLER |
| Rakım Elkutlu |
|
|
|
| Yazar Administrator | |
| Thursday, 24 May 2007 | |
Rakım Elkutlu 1869 yılında İzmir'de doÄŸdu. Babası İzmir'in tanınmış ailelerinden Hisar Câmii imam ve hatîbi Åžuayib Efendi, annesi Sıdıka Hanım'dır. İlkokulu mahallesinde bitirdikten sonra, orta öÄŸrenimini İzmir İdadisi'nde tamamladı. Amcası mevlevi ÅŸeyhi Emin Dede'den ve ZaÄŸralı müderris İsmail Efendi'den İslâmi ilimler öÄŸrendi. Babasının 1892'de ölümü üzerine Hisar Câmii imamlığına tayin edilerek ölünceye kadar bu görevde kaldı. İzmir'in kurtuluÅŸundan sonra Adliye'de memur olarak çalıştıysa da bu görevde fazla kalmadı. Uzun yıllar "İzmir Mûsikî Cemiyeti"nin baÅŸkanlığını da yapmıştır. Ömrünün son yıllarını pek saÄŸlıklı geçirmeyen Rakım Hoca, bir ara tedavi için İstanbul'a gelmiÅŸ, yakınlarının ve dostlarının aracılığı ile bir hastahaneye yatırılmıştı. 4 Aralık 1948 tarihinde İzmir'de vefat etti. YaÅŸadığı sürece maddî sıkıntı çekmediÄŸi söylenir. YeÄŸenleri, İzmir'in mûsikî severleri, ünlü ses sanatkârlarımızdan Safiye Ayla, Perihan Sözeri, Sabite Tur'dan ilgi ve yakınlık gördü. Yirmi yaşında iken evlendiÄŸi ilk eÅŸi Nadire Hanım'dan oÄŸlu Åžuayib dünyaya geldi. Nadire Hanım'ın ölümünden sonra evlendiÄŸi ikinci eÅŸi Sıdıka Hanım'dan çocuÄŸu olmadı ve kısa süre sonra ayrıldılar. Bundan sonra evlenmedi;ömrünü oÄŸlunun ve yeÄŸenlerinin yanında tamamladı. Rakım Hoca da her ünlü mûsikîÅŸinasımız gibi mûsikî çalışmalarına çok erken, daha yedi yaşında iken amcası Emin Efendi'den meÅŸk ederek baÅŸladı. Hepsi bu tarikata mensub olan aile büyükleri ile mevlevihânede yapılan âyinlere katılarak mûsikîmizi tanımaÄŸa çalıştı. Bundan dolayı dinî mûsıkîmizi ve mevleviliÄŸi iyi bildiÄŸi için daha sonraki yıllarda kudümzenbaşı oldu. Onun gençlik yıllarında ünlü bestekâr ve tanburî Ali Efendi İzmir'de bulunuyordu. Ali Efendi'den baÅŸka Santo Åžikari ile Zekâi Dede'nin çıraklarından Aziz Efendi de İzmir'deydi. Rakım Hoca yirmi bir yaşından itibaren bu üç ustadan çok yararlandı. Ali Efendi'den beÅŸ, Santo Åžikari'den on yıla yaklaÅŸan bir süre içinde bu sanatın "amelî ve nazarî"inceliklerini öÄŸrendi. İleride geliÅŸecek olan bestekârlık kabiliyeti üzerine bu derslerin büyük yararı oldu. Kendi ifadesine göre yirmi dört yaşında iken, mevlevihânenin ÅŸeyhi Nuri Efendi ile İstanbul'a gelerek Ahmed Irsoy ile tanıştırıldı. Bir âyin sırasında ısrar üzerine Nâ't-ı Mevlânâ'yı okudu, orada bulunan üstadlarca çok takdir edildi. Tanıyan ve dinleyenlerin anlattığına göre gür ve dik vasıflı bir sesi vardı. Temiz ve etkili bir uslûbla okurdu. Bu özelliÄŸi nedeni ile mûsikî çevrelerinde sevilen ve aranan bir hanende olmuÅŸtu. İyi usûl bilmesine raÄŸmen nota öÄŸrenmedi. Biraz Ney üfleyen sanatkâr Mevlevilik ve Rifâilik tarikatlerine mensuptu. 1947 yılında İstanbul'da jübilesi yapılmıştı. Dayısı Nureddin Efendi'nin teÅŸviki ile yirmi yaşında bestekârlığa baÅŸladı. İlk eseri, sözleri Abdülhak Hamid'e ait olan "Hayran-ı cemal olmaÄŸa cidden emelim var" güfteli Dügâh makamındaki ÅŸarkısıdır. Bu eserini ortaya çıkartmaktan çekinerek gizlice arkadaÅŸlarına meÅŸk etmiÅŸti. Bir rastlantı sonucu eserini iÅŸiten amcası bir mûsikî toplantısında:"Aman efendiler!Dün akÅŸam bir evde çok güzel bir ÅŸarkı duydum. Hiç bilmediÄŸim bir ÅŸarkı. Acaba sizde var mı ?"deyince , orada bulunanlardan biri yeÄŸeninin eseri olduÄŸunu söyledi, bunun üzerine bilenler eseri okudular ve çok beÄŸenildi. Bu olaydan sonra kendisi ile Santo Åžikari ciddi olarak uÄŸraÅŸmıştır. Çok hızlı beste yaptığını ve ÅŸiir seçmekte çok titiz olduÄŸunu, en çok Nahit Hilmi Bey, Orhan Rahmi Gökçe ile yeÄŸeni Adviye Hanım'ın ÅŸiirlerini seçtiÄŸini öÄŸrencisi Hüseyin MayadaÄŸ'ın anılarından öÄŸreniyoruz. Yine aynı anılarda Karcığar, Hicazkâr, Kürdili Hicazkâr, Hicaz, Hüzzam, Nihavend, Rast makamlarını çok sevdiÄŸi belirtiliyor. Her zaman yakınlarına bestekâr olarak İsmail Dede'yi rehber aldığını, büyük bestekâr olabilmek için her formda eser vermenin gerektiÄŸini söylermiÅŸ. Melodik seyir ve beste karakteri bakımından eserlerinin Hacı Ârif Bey, Rifat Bey, Tanburî Ali Efendi'ye benzetebilmeye çalışırmış. Otuz beÅŸ yaÅŸlarında iken dayısı ÅŸeyh Nureddin Efendi bir güfte vererek bir âyin bestelemesini istemiÅŸ. Âyinin bestesini bir gecede bitirerek ertesi gün tekkede âyinin hazır olduÄŸunu söylemiÅŸ. İşi ciddiye almadığını ve baÅŸtan savma bir beste yaptığını zanneden dayısı Rakım Hoca'yı kovmuÅŸ;fakat yakınlarının ısrarı ile okunmasına razı olmuÅŸ. Âyin okunup bittikten sonra çok beÄŸenilerek gönlü alınmış. Karcığar makamından bu âyin, mevlevihâneler kapatılıncaya kadar hemen hemen her dergâhta okunmuÅŸ ve Konya Mevlevihânesi'nce de beÄŸenilmiÅŸtir. Rakım Hoca dinî ve dindışı mûsikîmizin Âyin, Durak, İlâhi, Kâr, Beste, Semâi ve Åžarkı formunda dört yüz elliye yakın eser vermiÅŸtir. Bazı eserlerini de o günlerin zevk ve sanat anlayışına göre bestelemiÅŸtir. Bunlardan Åžehnaz"Sakîyâ mey sun ki. ", UÅŸÅŸak "Ey keman ebrû. . . ", Hisar-AÅŸiran "Ol nihal-i baÄŸ-ı eda. ", Karcığar"Nâz olur dembeste. . . ", güfteli dört Beste ile "Bilmem kime yâhud neye uyduk. . . ", Rast Nakışı ile "O ÅŸûha sad safâ. . . "güfteli Hüseyni Kâr'ı büyük formdaki eserlerinin bazılarıdır. Tanburî Ali Efendi'den sonra İzmir'de mûsikîmizi tanıtan ve mûsikîden anlayan bir çevrenin oluÅŸmasına yardımcı olan 20. yüzyılın en dikkate deÄŸer bestekârlarındandır. Son derece esprili bir kiÅŸiliÄŸi olan Rakım Hoca'ya bir gün, o zamanki deÄŸerine göre, ikiyüz bin lirası olursa ne yapacağını sormuÅŸlar, "İlhamım kaçardı"demiÅŸ. ÖÄŸrencisi bestekâr Hüseyin MayadaÄŸ bir Fransız yazarının "Ne zaman Ankara Radyosu'nu açsam bir kadın aÄŸlar" dediÄŸini nakletmiÅŸ; Rakım Hoca bu söze çok hak vermiÅŸ ve eklemiÅŸ, : ". . . Dünyada kadın aÄŸlamasından daha güzel bir mûsikî olur mu ?. . . " Mûsikîmize birbirinden güzel ve hemen hemen her formda eserler kazandırmış olan bu deÄŸerli bestekârımızı saygıyla ve rahmetle anıyoruz. . . |



