Besteciler.org 2006-2016
Anasayfa arrow AdanZye arrow Index arrow BİYOGRAFİLER arrow PROFESYONEL BİYOGRAFİLER   
Wednesday, 10 June 2026

bestecilerlogo01.jpg

HEPSI |0-9 |A |B |C |Ç |D |E |F |G |Ð |H |I |Ý |J |K |L |M |N |O |Ö |P |R |S |Þ |T |U |Ü |V |Y |Z

Index arrow BİYOGRAFİLER arrow PROFESYONEL BİYOGRAFİLER

Malatyalı Fahri Kayahan PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Friday, 25 May 2007
Sample Image  Fahri Kayahan 1918 yılında Malatya'da doÄŸdu. Babası Gaffar AÄŸa sülalesinden Mustafa Bey, annesi Åžam Kadısı'nın kızı Åžerife Hanım'dır. Åžerife Hanım ile Mustafa Bey'in Makbule ve Fahri adında bir kız bir erkek çocukları olur. Fahri Kayahan'ın kız kardeÅŸi Makbule 11 yaşındayken ateÅŸli bir hastalıktan ölür. Ailenin tek çocuÄŸu olarak kalan Fahri büyük bir özenle yetiÅŸtirilir.

İlk, orta ve lise tahsilini Malatya'da tamamlar. Babasının Malatya'nın en büyük manifatura dükkanına sahip olması genç Fahri Kayahan'ı bu dükkanda çalışmaya mecbur eder. Ancak O'nun gözü müziktedir... Bir enstrüman çalmak, türkü söylemek ister hep. Fırsat buldukça daÄŸda bayırda arkadaÅŸlarıyla gramofon dinlemeye giderler. Kendi yöresinin dışındaki müziklerle tanışması da bu dönemde baÅŸlar. İlk önceleri baÄŸlamaya heves eder ve bir süre baÄŸlama çalar. Daha sonra Karaköylü ReÅŸat Dayı'dan tambur dersleri alır. Fahri Kayahan'ın bizler için son derece karanlıklarla kaplı bu yılları O'nun sonraki yaÅŸamında etkin rol oynayacaktır. Kayahan'ın meslek yaÅŸamındaki önemli olaylardan biri de baÄŸlamayı bırakıp Tambur çalmasıdır. (Ayrıntılar için Kayahan'ın Müzik YaÅŸamı ve Eserleri bölümüne bakınız.)

Henüz ilk gençlik çaÄŸlarını yaÅŸayan Malatya 'lı Fahri, ÅŸehir merkezinde katıldığı bir ÅŸenlik sırasında Fahriye isminde genç ve güzel bir kızla tanışır. Malatya'nın ileri gelen ailelerinden olan HamikoÄŸulları 'ndan Hacı AÄŸa'nın kızı Fahriye ile 1933 yılında evlenir. Hacı AÄŸa'nın konağına iç güveyi giren Fahri kısa zamanda bu konakta yapılan müzik toplantılarının tanınmış simaları arasına girmeyi baÅŸarır. Konakta keman, piyano, ud, tambur gibi enstrümanlar bulunmaktadır. Hacı AÄŸa keman çalmakta, damadı Fahri de ona tamburu ve sesi ile eÅŸlik etmektedir. Bir süre sonra Fahriye Hanım hamile kalır ve 1934 yılında Suade adını verdikleri bir çocukları doÄŸar. Fahriye ve Fahri Kayahan çifti mutluluk ve esenlik içinde yaÅŸamlarını sürdürmektedirler. Ancak 1936 yılının Ocak ayının son gününde Fahri Kayahan'ın daha sonraki yaÅŸamında derin izler bırakacak
o talihsiz olay yaÅŸanır. Fahriye Hanım hayatını kaybeder. Fahri Kayahan eÅŸini kaybetmenin derin acısına dayanamaz. Bu olay karşısında iki yaşındaki kızı ile annesi ve babasını da alarak Malatya'yı terk eder; İstanbul'a gelir. Kendisini İstanbul'un usta müzisyenlerinin ve bestekârlarının arasında bulur. Selahattin Pınar, Artaki Candan gibi ünlü isimlerle tanışır. O yıllarda İstanbul'un canlı müzik merkezleri konumunda olan Borsa Kıraathanesi'nde Belvü Çay Bahçesi'nde, <B<>'nde tamburu ve sesiyle baÅŸarılı programlar yapar. 1937 yılında Almanya'ya giderek Polydor Plak firmasına yedi adet plak doldurur. İstanbul'un müzik yaÅŸantısını kısa zamanda öÄŸrendiÄŸi gibi yurt dışındaki müzik atmosferini
de öÄŸrenmiÅŸtir artık. Yurda döndükten sonra Malatya'lı Fahri Kayahan adıyla ünlenecek onlarca plaÄŸa sesinin ve sazının naÄŸmelerini kaydettirecektir. Yine pek çok besteye bu dönemde imzasını atar. Malatyalı Fahri'nin tüm yurdu saran ÅŸöhreti 1940'lı 50'li yıllarda hep sürecektir...

1937 yılında Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk'ün huzurunda çalıp söyler. 1939 yılında bedelli kısa dönem askerlik görevini tamamlar.

Fahri Kayahan Malatya'nın sayılı manifaturacılarından birinin oÄŸlu olması sebebiyle daima şık ve temiz giyinen bir kiÅŸidir. YaÅŸamı boyunca hiç içki ve sigara kullanmadığı söylenir. İlk evliliÄŸinden yıllar sonra Sadiye Arcuman'la kısa bir evlilik daha yapmıştır. YaÅŸamı boyunca gerek iÅŸ ve sanat çevresinden, gerekse memleketinden pek çok arkadaşı ile muhabbette olmasına raÄŸmen o yalnız ve içine kapanık bir insandır.

1940'lı yılların yükselen deÄŸerlerinden biri de ses sanatkarlarının film çevirmesidir. Müzeyyen Senar ile Kerem ile Aslı, Suzan Yakar ile Saz ve Caz filmlerinde oyuncu olarak rol almıştır. Bu filmlerde olduÄŸu gibi bazı filmlerde yalnızca tamburu ve sesiyle film müzikleri yapmıştır. Bununla birlikte Fahri Kayahan'ın senaryolarını burada anmadan geçmemek gerekir. ÇoÄŸu Anadolu insanının yaÅŸamından kesitleri içeren bu senaryoların bazıları filme çekilmiÅŸtir. Tamamı 60 civarında olan senaryolarından bazıları ÅŸunlardır; Sarı Kordela, Åžirvan ile Abuzer, Ezo Gelin, Bülbül, Öldüren Yumruk, GümüÅŸ Kırbaç, Perçemli Aslan, Yıldızlardan Gelen Dilber, Sokak Rakkasesi...

Fahri Kayahan'ın ilk gençlik yıllarından itibaren gerek görüntüsüyle gerekse davranışlarıyla daima elitist bir hal sergilediÄŸini yakınları söylemektedir. Böylesi bir yaÅŸam tarzı O'nu devletin en üst düzeyindeki simalarla da buluÅŸturmuÅŸ ve bu kiÅŸilerle uzun süreli birliktelikler yaÅŸamıştır. Bunlardan biri Atatürk'le olan beraberliÄŸidir. Sık sık Atatürk'ün huzurunda çalıp söylediÄŸi ve sohbet ettiÄŸi anlatılır. Bu türden yakınlaÅŸmaların en yoÄŸunu ise İnönü ailesiyle olmuÅŸtur. İstanbul'a geldikleri ilk günden itibaren İnönülerin Kayahan Ailesi'ne himmetleri anımsanmayacak derecededir. Fahri Kayahan'ın İsmet PaÅŸa'yla iliÅŸkileri hep sıcak bir zeminde gerçekleÅŸmiÅŸtir... Askeri ve bürokrat çevreyle iliÅŸkileri ise sürekli devam etmiÅŸtir. Bununla birlikte o dönemdeki (1940-60) kırsal kesimin müzik anlayışının farklı bir tarzla ÅŸehir ortamında Fahri Kayahan'la taÅŸ plaklara aktarıldığını görüyoruz. Bu konudaki ayrıntıları diÄŸer bölümde vermeye çalışacağız.

Malatyalı Fahri'nin yukarıda aktardığımız üst düzeydeki (bilhassa yönetimdeki) kiÅŸilerle olan iliÅŸkilerinin yanında, özellikle hemÅŸerisi ve arkadaÅŸlarıyla olan iliÅŸkileri özel hayatının en yoÄŸun ve duygulu kısmını oluÅŸturur.
Ahmet Fırat, Mehmet Kığılı, Asım Kurdal, Mahmut HoÅŸhanlı, Nazım Uzun HekimoÄŸlu, Åžefik Kayahan, Ziya Soylu, Enver Bengü, Mustafa Kılıçaslan, Faruk Diyarbakırlı, Çakır Ahmet ve BeÅŸiktaÅŸlı Arap Zeki en yakın dostlarıdır... Dost meclislerindeki Fahri Kayahan sakin, duygulu, samimi kiÅŸiliÄŸiyle tanınmıştır. İçki ve sigara kullanmayışı onun hiçbir zaman "aşırı" davranışlarda bulunmamasının sebebi olarak gösterilir.

Ancak bu fazlasıyla hassas mizacı kendisine her zaman ağır faturalar çıkarmıştır. Bilhassa hayatının son döneminde yaÅŸadığı talihsiz olay karşısında dayanma gücünü yitirmiÅŸtir. 1969 yılının ilk yarısıdır. Kayahan o sıralar Galatasaray Kalyoncu Kulluk'ta Ömer İnönü'ye ait bir evde oturmaktadır. Bir gece akrabalarından Avni Kurtbilek'in evine misafir olarak gitmiÅŸtir. Gece yarısı eve döndüÄŸünde evinin soyulduÄŸunu görür. Bütün plakları, elbiseleri, kıymetli özel eÅŸyaları, evinde ne varsa götürülmüÅŸtür. Olay karşısında ÅŸok geçiren Kayahan hastaneye kaldırılır. Çilelerle ve sıkıntılarla dolu bir yaÅŸamın ardından yaÅŸanan bu olay karşısında vücudu ve gönlü dirençsiz kalmıştır. Yaklaşık bir ay hastanede yatar. Doktorların olaÄŸanüstü çabalarına raÄŸmen kurtarılamayarak 22 Nisan 1969 Salı günü yaÅŸama veda eder. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda defnedilmiÅŸtir.

Sene 1937. Atatürk Dolmabahçe Sarayı'nın denize bakan balkonunda sabah kahvesini içiyor. Hava ılık, deniz buruÅŸuksuz. Bu bahar sabahında boÅŸluktaymış gibi hafif ve ferah hissediyor insan kendini.

Yağız bir kayıkçı, kürekleri aheste aheste çekerek sarayın önünden geliyor. Bu bahar havası, içindeki aÅŸk ve hasret hislerini kımıldatmış. Yanık yanık, hazin hazin bir ÅŸarkı okuyor;

Sarı kurdelem sarı
Dağlara saldım yari
Dağlar kurbanın olam
Tez gönder nazlı yari
Yandım hey vallah yandım esmerim
Ben esmeri badem ile fıstık ile beslerim

Kayıkçının gür sesi sarayın pencerelerine doÄŸru perde perde, dalga dalga yayılıyor.

Ve Atatürk bu melankolik melodinin tesirinden dakikalarca kurtulamıyor. O gece Safiye Ayla'ya;

-"Bu sabah" diyor,"balkonda kahve içerken bir sandalcının 'Sarı kurdelem' diye tutturduÄŸu ÅŸarkıyı dinledim, melodi çok hoÅŸuma gitti."
Ve bu ÅŸarkıyı o gece üç defa tekrar ettikten sonra Selahaddin Pınar'a soruyor;

- Bu ÅŸarkının bestekârı kimdir?

- Fahri adında bir genç paÅŸam.

- O halde bestekârından da dinleyelim bu ÅŸarkıyı.

Fahri Kayahan anlatıyor:

"1937 senesi idi. O tarihte Taksim Bahçesinde çalışıyordum. Gece seansımdan sonra CaÄŸaloÄŸlu'ndaki pansiyonuma dönmüÅŸtüm. Kapıya vurulan ÅŸiddetli darbelerle birden uyandım ve

- Kim o? Diye seslendim. Sert bir ses cevap verdi.

-Polis...Kapıyı aç

Saate baktım 2.5.. Gecenin bu saatinde polisin kapıma dayanmasını icap ettiren ne suç iÅŸlemiÅŸtim. Yoksa bir iftiraya mı kurban gidiyordum? Bir anda zihnimden birçok kötü ihtimaller geçmiÅŸti. Korku yüreÄŸimi sardı. Kapıyı açtım. Bir polis: "Giyin benimle gel" dedi. Giyindim, polisi takip ettim. Israrla soruyordum;

- Nereye götürüyorsunuz, suçum nedir benim?

- Cinayet işlemişsin, diye cevap verdi polis, vak'a yerinde tatbikat yapacağız.

Korktuğum başıma gelmişti. Demek bir iftiraya uğramıştım.

Benim cinayetten falan haberim yok. iftira etmiÅŸler bana. "diye inledim. "Polis, bir anda beni motosikletin sepetine attı ve gaza bastı, Artık ne etrafımı görebiliyor, ne de bir ÅŸey düÅŸünebiliyordum. Motosiklet durduÄŸu zaman polis elimden tutup yere aldı beni.

- Çok mu korktun? diye sırtımı okÅŸadı ve ilave etti:

- Åžaka yaptım. Haydi bakalım, doÄŸru Atatürk'ün huzuruna, seni istemiÅŸ. Hayırdır inÅŸallah.

- Baktım. Dolmabahçe Sarayı'nın önündeyim.

" Fahri Kayahan Atatürk'ün huzuruna giriyor, iki ellerine sarılıp öpüyor. Kendisine saz heyeti arasında yer gösteriliyor. Nubar Tekyay, Åžükrü Tunar Necati Tokyay, Selahaddin Pınar, Safiye Ayla da oradadır.

Masanın üzeri fındık, fıstık, badem doludur.

"Haydi" diyor Atatürk, "İşte fıstık, iÅŸte badem. BaÅŸla bakalım."

Kayahan, şarkısı:

"Ben esmeri badem ile fıstık ile beslerim" diye bitirince Ata mırıldanıyor. "Ben olsam kaymakla beslerim"

Ve böylece kıymetli sanatkar o geceden itibaren O'nun mutad saz heyetine dahil oluyor.

-Sarı Kordela bir zamanlar cezbe halinde kütleleri sarmıştı. Kaç plak satıldı Sarı Kurdele'den?

210.000. Bizde hiçbir plaÄŸa nasip olmamış bir rekor bu. Fahri Bey'in 60 bestesinin plak satışı mecmuu 1.400.350. Bir çok besteciyi imrendirecek bir rakam.Halbuki diyor, halk musikisini ilk defa sahneye getirirken tutunacağına kimse ihtimal vermiyordu. "Çünkü 400 senelik maziye sahip klasik oluÅŸ bir musiki yanında cüce kalacak" diyorladı. Halbuki halk kendi ruhuna daha yakın buldu bu musikiyi. Sarı Kurdele'nin ve diÄŸerlerinin rekor satışları da buna pek güzel ispat.Fahri Bey'in birkaç cepheli bir faaliyeti var. Beste yapıyor, ÅŸarkı okuyor, senaryo yazıyor ve filmlerde rol alıyor.

- Hangi filmde oynadınız?

- Müzeyyen Senar 'la Kerem ile Aslı'da oynadık. Müziklerini de ben yapmıştım. Saz ve Caz'ı da Suzan Yakar 'la oynadık.

- Halk ÅŸairlerinden en çok kimi seviyorsunuz?

- Emrah'ı. Bir kıtasını da Muhayyer makamından besteledim.

Be hey ela gözlü koca dilber
Sen benim derdimden deva bilmezsin
Sen nasıl tabipsin yoktur ilacın
Bağrımda yaramı sarabilmezsin

- Sarı Kurdela'nın bir hikayesinden bahsederler?

- Evet hazin bir aÅŸk macerasıdır bu. Merhum eÅŸimle mektep sıralarında seviÅŸmiÅŸtik. Sarı Kordela takardı saçlarına. Hazin ve uzun bir macera.

Ayağa kalktı, mevzu değiştirmek istiyordu.

Beş yaşındaki şempanzesi Beybi ile şimdi yalnız yaşayan sanatkarı maymunu ve "hazin macera" sının hatıralarıyla baş başa bıraktım.

 
GiriÅŸ
Üye Menüsü