|
Acaba
Abdurrahim Karakoç
Uyuyan göllere ay ışığında
Sevginin resmini çizsem kim anlar?
Tomurcuk ayrılıp, gül açtığında
YaÄŸmurun saçını çözsem kim anlar?
Bir mekan kaplamış ne varsa nerde
Kendi ötesini saklar her perde
SonsuzluÄŸun sona erdiÄŸi yerde
Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar?
AÅŸk, kömür beyazı; kin, süt karası
Eklenir yarama her dost yarası
Et oldum bıçakla kemik arası
Cellatla ahdimi bozsam kim anlar?
DoÄŸumda yalan var, ölümde gerçek
Bir ÅŸeyler anlatır balık, kuÅŸ, çiçek
Kırık gönülleri toplayıp tek tek
Toplayıp göÄŸsüme dizsem kim anlar?
Gün geldi zamanı gömdüm kabire
Dağ oldu aklımın verdiği fire
BaÄŸlasam telaşı çelik zincire
Sabrın derisini yüzsem kim anlar?
İçte deprem olur dışın düÄŸümü
İhlâssız çözülmez iÅŸin düÄŸümü
Aklımdan geçeni, düÅŸündüÄŸümü
Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?
Aynaların Ötesi
Abdurrahim Karakoç
Her ne kusur varsa geçen zamanda;
Suçsuzdur aynalar, ela gözlü yar
Mecnunlar Mevla'yı bulursa canda,
El olur Leylalar ela gözlü yar
Güzel açar güzelliÄŸin sergisin
Gün aÄŸartır kara saçın örgüsün...
Muhabbet faslında ölüm türküsün
Kim söyler, kim çalar ela gözlü yar
Estikçe iÅŸ çıkar iÅŸin içinde;
GençliÄŸin hasret yer sevda göçünde
Bilmez misin, dört mevsimin üçünde
Kar olur yaylalar, ela gözlü yar
Alı al, yeşili yeşilde ara;
Ahire te gider kalbdeki yara...
Ne yapsan bir daha çıkmaz dallara,
Dökülen ayvalar ela gözlü yar
Vakit dolar, nakit biter kasanda...
Sevda bir kitaptır gönül masanda;
Okusan da olur, okumasan da...
Kapanır sayfalar ela gözlü yar
Balaban'ım
Abdurrahim Karakoç
Geldi gönderdiÄŸin ÅŸiirden mektup
Arada bir böyle yaz Balaban'ım
Zaman siciminin ucundan tutup
Bazen baÄŸla, bazen çöz Balaban'ım
Fikir gölü derinleÅŸir girdikçe
Dostluk gülü gümrah açar derdikçe
Sıhhat, zaman, mekan, imkan verdikçe
Cevapsız bırakmam, söz Balaban'ım
Ahval- i aleme kafayı takma
Allah Kerim, sabrı elden bırakma
İlmi düstur eyle, imanı sakla
Gayrisi savrulan toz Balaban'ım
Huzur içte gerek, kabukta deÄŸil
Vuslat acelede, çabukta deÄŸil
Akıl da baştadır, topukta değil
Çile yemekteki tuz Balaban'ım
Ahlakı, töreyi kenara atan
Dine " Afyon" diyen, vatanı satan
Müslüman olamaz, Türk deÄŸil zaten
Dayanmaz görmeye göz Balaban'ım
DemiÅŸler ya " Kuvvet birlikten doÄŸar"
Kar, yağmur zamanı gelince yağar
Nasihat ım o ki dinlersen eğer
İşaret " ben" değil " Biz" Balaban'ım
Çevremizi saran türlü ihanet
Gün geçtikçe görünüyor daha net
BaÅŸlangıçta bilmek deÄŸil kehanet
BaÄŸrımıza girmiÅŸ köz Balaban'ım
Zaman geldi esir olduk maddeye
Zaman geldi hasır olduk caddeye
Zaman geldi küsur olduk ÅŸetteye
Daha bunlar bize az Balaban'ım
Dört yanımı gurbet yazmış kaderim
Dosttan mektup gelir, biter kederim
Gözlerinden öper, selam ederim
Aydınlık günlerde gez Balaban'ım
Beni De Çağır
Abdurrahim Karakoç
Çileyi koklayıp gül niyetine,
Zindana girersen beni de çağır.
Sabrı, kanaati bal niyetine
EkmeÄŸe dürersen beni de çağır.
Bazen iki dünya sığar içime,
Bazen iki güneÅŸ doÄŸar içime.
Bazen gam yaÄŸmuru yaÄŸar içime
Sen beni ararsan, beni de çağır.
Dostların var ise divanelerden,
Göz yaşın aktıysa minarelerden.
Binlerce senelik viranelerden
Bir ÅŸeyler sorarsan, beni de çağır
Ezelin ezelden öncesi vardı,
Yine sonsuzluktur sonsuzun ardı.
Zaman yumağına bizi kim sardı?
Aklını yorarsan beni de çağır.
Dışarda göz yanar, içerde yürek,
Taahhüt ehline tahammül gerek.
Mazlum yarasına merhem diyerek
Göz yaşı sürersen beni de çağır.
Bin Yıl Uzakta
Abdurrahim Karakoç
Gönül kurÅŸun yemiÅŸ yaralı ceylan
DöndüÄŸü noktadan bin yıl uzakta
Yürek ateÅŸ düÅŸmüÅŸ kuru bir harman
Yandığı noktadan bin yıl uzakta
Ne niÅŸan bozulur, ne düÅŸer tetik
Zaman kanlı tezgah,acılar mekik
Umut yavrusunu yitiren keklik
Konduğu noktadan bin yıl uzakta
Åžans ne ki? Bir doÄŸar ölür bin kere
En güzel arzular kalır mahÅŸere
Sevginin meyvesi dalından
İndiği noktadan bin yıl uzakta
Çıkar oyunbazlar iki bin katına
Tepeler dağları alır altına
Dostluk sürücüsü vefa atına
Bindiği noktadan bin yıl uzakta
Esasta her canlı mutlak bir ceset
Dünyamız soluyan ufak bir ceset
Evren teneÅŸirde çıplak bir ceset
Yunduğu noktadan bin yıl uzakta
DUA
Abdurrahim Karakoç
Senin ak alnından gök gözlerinden
Önce dallar sonra yapraklar öpsün.
Eğilsin yıldızlar tutsun elinden
Gecelerden sonra ÅŸafaklar öpsün.
AÅŸk diyorlar en mukaddes hayale
Ve sen de düÅŸesin o sonsuz hale
Hazdan dudakların olsun bir lale
Güller, karanfiller, zambaklar öpsün.
Sende kemal bulmuÅŸ renk, ÅŸekil, biçim
YaÅŸamanın öz suyusun bir içim
Olanca suların saÄŸlığı için
Seni her gün göller, ırmaklar öpsün.
Kumral saçlarında nisan yaÄŸmuru
Yazın ak yüzünden gölgenin moru
Ağzından en serin, hem de en duru
Kayalardan akan kaynaklar öpsün.
Çimenler okÅŸasın ayaklarını
Çiçekler koklasın parmaklarını
Ben öpmeden önce yanaklarını
Varsın teller, tüller, duvaklar öpsün.
Kıskançlık çakılı kazıktır serde
Bölünsün bu rüya en tatlı yerde
Seni canlı kullar öpmesinler de
Kefenler sarılsın, topraklar öpsün.
Gel Gayrı
Abdurrahim Karakoç
Kara gözlüm bu ayrılık yetiÅŸir,
İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
Elim deÄŸse akan sular tutuÅŸur
İçim dışım yanar oldu gel gayrı.
Ayların sırtında yıllar taşındı,
Sanma ki garibi eller düÅŸündü.
Bebekler evlendi, yollar aşındı
Kozalaklar çınar oldu gel gayrı.
Hesap et, gideli sen gurbet ile
Otuz ay tutuldu kolay mı dile?
Hapisler, sürgünler, esirler bile
Sılasına döner oldu gel gayrı.
Gönlüm sende, gözüm yollarda durdu,
Saat isyan etti, takvim kudurdu.
Hasret hançerini baÄŸrıma vurdu
YüreciÄŸim kanar oldu gel gayrı.
Emeği boşadır yuvasız kuşun...
Nerdeyse toprağa değecek başın.
Beni düÅŸünmezsen kendini düÅŸün
Herkes seni kınar oldu gel gayrı.
Haberin Olmaz
Abdurrahim Karakoç
Aylar tepe yıllar dağ zincirleri
Zirveler aşarsın haberin olmaz
Dur durak bilmeden doÄŸuÅŸtan beri
Mezara koşarsın haberin olmaz
Emanete benim diye bakarsın
BoÅŸ kalınca suya kazık çakarsın
Sırat köprüsünde yatar kalkarsın
AteÅŸe düÅŸersin haberin olmaz
Salıncak kurarsın mor bulutlara
Körpe tay baÄŸlarsın kör umutlara
Muhkemdir kulluğun canlı putlara
Kıblesiz yaşarsın haberin olmaz
Yokluğa mı sonsuza mı yolcusun
Yollar tehlikeli Allah korusun
Koca kainatta bir damla susun
Kaynarsın taşarsın haberin olmaz
Hancı
Abdurrahim Karakoç
Bilir misin hancı, bugüne kadar
Hanından kaç yolcu çıktı bu yola?
Sıladan gurbete giden yolcular
Kaç damla gözyaşı döktü bu yola?
Getirmeden bu yolların sonunu,
Kaç yolcu son durak yaptı hanını?
Kaç yolcu bu yolda verdi canını,
Ecel kaç yolcuyu çekti bu yola?
Akar bir oluktan beş dağın karı,
Demişler adına "hasret pınarı"
Åžu mezarı gölgeleyen çınarı
Kimin için, kimler dikti bu yola?
Kaç aşık bu yolda zaman eritti,
Kaç yorgun hanında terin kuruttu,
Bu taÅŸlı yol kaç çarığı çürüttü,
Kaç topuÄŸun kanı aktı bu yola?
Yollar kıvrım kıvrım, dağlar sıralı,
DüÅŸünürüm, yollar beni yoralı.
Kaç ceylan iniyor böÄŸrü yaralı,
Her gecenin seher vakti bu yola?
Ben bilmedim gitti n'olur sen söyle,
Bu yollar kararsız uzar mı böyle?
Yar için iç çekip, karşıki köyde
Hangi göz kaç sene baktı bu yola?
Hasan`a Mektup
Abdurrahim Karakoç
Çok oku, çok düÅŸün, çok ÅŸeyler anla,
Aha bu mektubu alınca Hasan.
Manalar iplikten incedir amma,
Kelimeler biraz kalınca Hasan.
Gene aÄŸzımızı açmıyor bıçak,
Huzur size ömür..... Dert salkım saçak.
Oyuna kalkıyor yüzlerce köçek,
Batıdan bir hava çalınca Hasan.
Kök saldı bahçede ayrık otları,
Yemler pay edildi, sattık atları.
Biz kovalım derken baştan bitleri,
Sülükler yapıştı, kulunca Hasan.
Süt dolu güÄŸümü çalarız taÅŸa,
Kutsal görevimiz `SaÄŸ ol çok yaÅŸa !`
Mülkte hakikati aramak boÅŸa,
Tüm suçlular güçlü olunca Hasan.
Derisini yüzdük demokrasinin,
İşi iştir imtiyazlı asinin.
Hakikatte vahÅŸi, sözde `vasinin`
Dörtnala gidilir yolunca Hasan.
Canım Hürriyeti koydunsa ara,
Ekmek yalınayak kaçtı daÄŸlara.
Çevremize küsmüÅŸ kardeÅŸlik var ya,
Haber ver, izini bulunca Hasan.
Soysuzlar taÅŸ atar mukaddesata
Karşı duramazsak bizdedir hata.
Tahammül teÅŸviktir, böyle hayata,
Öl..İnsan küçülmez ölünce Hasan.
Hedef
Abdurrahim Karakoç
Çıktık Ötüken'den günün birinde,
Yıkandık Mekke'nin tevhid nurunda
Hem dünde, bugünde, hemi yarında
İslamlık Miraçtır, Ülkü sancaktır
Bu mübarek yoldan dönen alçaktır
Biz dava uÄŸruna serden geçmiÅŸiz;
Anadan, babadan, yardan geçmiÅŸiz;
İman denizine yelken açmışız;
İslamlık sevdadır, Ülkü sancaktır,
Bu mübarek yoldan dönen alçaktır.
Engeller yıldırmaz Müslüman Türk'ü;
Åžüphesiz inandık, söz verdik çünkü...
Kıyamete kadar yaÅŸar bu ülkü!
İslamlık hedeftir, Ülkü sancaktır;
Bu mübarek yoldan dönen alçaktır.
Hudut Taşları
Abdurrahim Karakoç
Bu bulanık hava,bu toprak bu su
Beni benden beni senden ayırır
Bu sabahsız gece bu düÅŸ bu uyku
Beni benden beni senden ayırır
DoÄŸmadık güneÅŸin aydınlığında
Uzarsa gölgeler dost kılığında
Åžüphe keleplenir gönül çığında
Beni benden beni senden ayırır
Doğrultmak istersem kırılır dallar
Sınadım zamana sığmadı yıllar
Bu dikenli yollar bu taşlı yollar
Beni benden beni senden ayırır
Sevgi bulutundan rahmet damlası
DüÅŸmeden ayrılık doldurur tası
Yoğun maddelerin ince manası
Beni benden beni senden ayırır
Sen aÅŸka hiç dersin bense hayata
Kimbilir belki de bendedir hata
Bu dalgalı deniz bu yanlış rota
Beni benden beni senden ayırır
Kim Ola
Abdurrahim Karakoç
Çıkar çıkar uzaklara bakarsın
Yollarını beklediğin kim ola
Deli misin hasretlik mi çekersin
Mektubunu sakladığın kim ola
Ahlar tüter her sözünün içinde
YaÅŸ dışında gam gözünün içinde
Yıllar yılı can özünün içinde
Sevdasını sakladığın kim ola
Arada bir hayallere dalarsın
Hal mülküne hatıralar salarsın
Neden sık sık uykuları bölersin
Rüyalarda yokladığın kim ola
Dost diyorsun kimin dostu kapalı
Can canan diyorsun üstü kapalı
Türküler söylersin kastı kapalı
Mısralara yüklediÄŸin kim ola
Mihriban
Söz : Abdurrahim Karakoç
Müzik: Musa EroÄŸlu
Sarı saçlarını deli gönlüme,
BaÄŸlamışım çözülmüyor Mihriban Mihriban.
Ayrılıktan zor belleme ölümü ölümü,
Görmeyince sezilmiyor Mihriban sevdiÄŸim Mihriban.
Yar deyince kalem elden düÅŸüyor,
Gözlerim görmüyor aklım ÅŸaşıyor ÅŸaşıyor.
Lambada titreyen alev üÅŸüyor üÅŸüyor,
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban sevdiğim Mihriban.
Tabiplerde ilaç yoktur yarama,
AÅŸk deyince ötesini arama arama.
Her nesnenin bir bitimi var ama var ama.
AÅŸka hudut çizilmiyor Mihriban sevdiÄŸim Mihriban.
Omuzum da Sevda Yükü
Söz: Abdurrahim Karakoç
Müzik: Musa EroÄŸlu
Omuzum da sevda yükü
Yollarda seni aradım
Beste beste türkü türkü
Tellerde seni aradım
Girdim yeşilden sarıya
Sordum ölüye diriye
ÇiçeÄŸi verdim arıya
Ballarda seni aradım
Bahçem çiçek bağım gazel
BirleÅŸir ebetle ezel
Ayırmadım çirkin güzel
Kullarda seni aradım
Seni Aradım
Omuzum da sevda yükü
Yollarda seni aradım
Beste beste türkü türkü
Tellerde seni aradım
Girdim yeşilden sarıya
Sordum ölüye diriye
ÇiçeÄŸi verdim arıya
Ballarda seni aradım
Aşk yalımı girdi can
Gönlüm döndü gülistana
Gece gündüz yana yana
Küllerde seni aradım
Yorulup demedim yeter
Hasretin gözümde tüter
Kerem'den Mecnun'dan beter
Çöllerde seni aradım
Bahçem çiçek bağım gazel
BirleÅŸir ebetle ezel
Ayırmadım çirkin güzel
Kullarda seni aradım
UlaÅŸmak için rahmete
Katlandım bin bir zahmete
Karışıp söze sohbete
Dillerde seni aradım
Tükenmez
Abdurrahim Karakoç
AÅŸk dedin baÄŸrıma soktun bıçağı
Akan kanım göl olmadan tükenmez
Sevda kokan bu yaranın çiçeÄŸi
Petek petek bal olmadan tükenmez
Hasret nedir yarına sor düne sor
İnanmazsan dönder aktar gene sor
Sensiz geçen geceleri bana sor
Saatleri yıl olmadan tükenmez
Görsem derim biçimini rengini
Kötü talih yüksek yapar engini
İçimdeki bu sevginin yangını
Kemiklerim kül olmadan tükenmez
Unutursun Mihribanım
Abdurrahim Karakoç
Unutmak kolay mı deme
Unutursun Mihribanım
Oğlun kızın olsun hele
Unutursun Mihribanım
Yıllar sinene yaslanır
Hatıraların paslanır
Bu deli gönlün uslanır
Unutursun Mihribanım
Zaman erir kelep kelep
Meyve dalda kalmıyor hep
Unutturur birçok sebep
Unutursun Mihribanım
Gün geçer azalır sevgi
DeÄŸiÅŸir her ÅŸeyin rengi
Bugün deÄŸil yarın belki
Unutursun Mihribanım
Süt emerdin gündüz gece
Unuttun ya büyüyünce
Bu iÅŸ de tıpkı öylece
Unutursun Mihribanım
Hayat böyle bir gemide
Eskiler yiter yenide
Beni deÄŸil kendini de
Unutursun Mihribanım
|