| Burhanettin Akdağ |
|
|
|
| Yazar Administrator | |
| Tuesday, 05 February 2008 | |
|
Gözlerim bir parça gülecek derken Kanla doldurdunuz azap yıllarım Gönlümde huzuru hayal ederken Birden soldurdunuz azap yıllarım. Kursağımdan kesip ekmekle aşı Düşe kalka gelen en olgun yaşı Yalnız ve umarsız şu garip başı Taşa çaldırdınız azap yıllarım. Her gün beni bulan bin bir elemle Gördüğüm zilletten suskun dilimle Dostların vurduğu enkaz halimle Düşman güldürdünüz azap yıllarım. Sebepli sebepsiz yoran kederden Yıkılmam sanıp da düştüğüm yerden Kıskıvrak kuşatan zalim kaderden Saç baş yoldurdunuz azap yıllarım. Hüznümle budayıp fersiz canımı Yaraya bulayıp dört bir yanımı Yıllardır 'sus' duran bin isyanımı Şaha kaldırdınız azap yıllarım. Günlerim dönünce varlıktan dara Dost tuttum bulutu ben ah-u zâra Burhan’ı yaşarken koyup mezara Çoktan öldürdünüz azap yıllarım. (27.11.2008)
Binbir derdi ömür yaza ermeden Benden gayri kim bulur ki ey gönül? Aşk mevsimi henüz güze varmadan Benden gayri kim solar ki ey gönül? Hüsran ile dağa taşa yüz vurup Faydasızca ham hayale düş kurup Bezginlikten gece gündüz haykırıp Benden gayri kim çiler ki ey gönül? Boş verdikçe geçip giden yıllara Kara bahtın sürüp küskün yollara Mecnun gibi ömrü kızgın çöllere Benden gayri kim salar ki ey gönül? Yâr aşkıyla zehir şerbet tatmayı Nazlandıkça el üstünde tutmayı Hüzne tutam tutam sevinç katmayı Benden gayri kim bilir ki ey gönül? Bedbaht olup kara sevda uğrunda Bağdaş kurup kollarını böğründe Bitkin düşüp yalnızlığın bağrında Benden gayri kim kalır ki ey gönül? Acılardan hiç görmeden ardını Sevda bıkıp terk ederken yurdunu Şu gurbetin çekilmeyen derdini Benden gayri kim alır ki ey gönül? Yarınları kara düşler yoğursa Neye yarar güneş her gün ağarsa? Darda kalan Allah deyip çağırsa Benden gayri kim gelir ki ey gönül? Hasretlikler ağartırken başımı Musibetler bırakmazken peşimi Sol yanımdan akan kanlı yaşımı Benden gayri kim siler ki ey gönül? Yalan ile doldurmadan özünü Pervasızdan sakınmadan sözünü Diyar diyar dolaşıp da sazını Benden gayri kim çalar ki ey gönül? En son umut yarı yoldan dönüp de Burhan'a yön veren rüzgâr sönüp de Hazan vakti perde perde yanıp da Benden gayri kim ölür ki ey gönül? (02.09.2008) Çâre Sevdiğim Susuz dallarıma bir kibrit çakıp Yaktın yüreğimde çıra sevdiğim Sensiz asla derken yolda bırakıp Açtın sinem üzre yara sevdiğim. Gece düşlerime kâbus ekerek Halime alaycı gözle bakarak Bütün hayalleri kırıp dökerek Sevdamı düşürdün dara sevdiğim. Kurşun sözlerinle sinem haşlayıp Habersiz selamsız sanki yok sayıp Haksız yeminlerle günah işleyip Sevabın buladın kire sevdiğim. Ben vicdan azabı çekerken bile Durmadan şikâyet getirdin dile Ettiğin zulmeti dön de sor hele Gönlümdeki âh-u zâra sevdiğim. Ruhun meylederken sırçalı köşke Sorup dinleseydin demezdin keşke Şu fani devranda sevgiden başka Yoktur bu derdime çâre sevdiğim. Uzandığım elin benden kaçtıkça Hasretin bağrımda yara açtıkça Vuslat hayallerim tek tek uçtukça Son umudum girdi zora sevdiğim. Gözlerim görmezken semâda ayı Çekmiyor bedenim gamla tasayı Yalan dolanlarla bir ömür boyu Dolmadı verdiğin süre sevdiğim. Kadere bin türlü sitem ederim Bedbaht hallerimle kime ne derim? Ağlaya ağlaya her gün giderim İlk buse aldığım yere sevdiğim. Gençliğim kahrımla yanıp tutuşur Bülbül bile hazin hazin ötüşür Sızlayan bu ruhum nasıl yatışır? Dayanmaz yüreğim kora sevdiğim. Aşkta sabır sebat bu kadar zorsa Eller ne demez ki yaptığın görse Eğer sende biraz hatırım varsa Hiç olmazsa bir gün ara sevdiğim. Sadakatta derin sırrı bilmezsen Ters döner talihin dua almazsan Ardım sıra gurbet ele gelmezsen Bulamazsın sora sora sevdiğim. Kalsaydın yormazdı Burhan’ı nazın Sensiz ne hükmü var baharla yazın? Gurubu kaplarken bir titrek hüzün Âhir ömrüm döndü nâra sevdiğim. (08.06.2008) OLUR MUSUN SEVDİÐİM? Elem dolu sinemde hazin hazin çağlayan Hüznün yanık sesini bilir misin sevdiğim? Yıllardır hiç susmadan yokluğuna ağlayan Gecelerimden çıkıp gelir misin sevdiğim? Zaman sarkacı her an hızlı hızlı attıkça Hasretliğin burkusu canıma tak ettikçe Güneş henüz doğmadan gurubumda battıkça Düştüğüm kâbuslardan bulur musun sevdiğim? Gönlümdeki volkanın közü bile yakmazsa İnlemekten kuruyan gözümden yaş akmazsa Virane hallerime dönüp kimse bakmazsa Kararan şu bahtıma güler misin sevdiğim? Çektiğim acılardan dayanmaz ruhum âha Asla sormaz ki kader çâre neyler eyvaha? Son demde uğradığın yüreğimden bir daha Gitmemeye söz verip kalır mısın sevdiğim? Baharı muştulayan yel hazana dönmeden Sensiz geçen günlerin kahrı ile sönmeden Anlamsız şu ömrümü ecel gelip yenmeden Sevinç katıp gönlüme dolar mısın sevdiğim? Hunharca yağmalanıp talanlarda yakılan Sırtıma azap vurup sevdayı benden çalan Parça parça savuran enkazdan arta kalan Umuduma son nefes olur musun sevdiğim? (08.12.2008)
Bu fani âlemde yalnız ve sensiz İstesem de hayal kuramam artık Çektiğim azâbım sanma nedensiz Zorlasam da içten saramam artık. Çâresiz dertlerim ruhum sıkarken Mahzun bakışların kalbim sökerken Şu kara bahtıma boynum bükerken Hiç umut bekleme veremem artık. Öyle sevmiştim ki sevdiğim seni Dünyam değişmişti sordukça beni Sabırla beklerken umut vermeni Gelmezsen bir daha aramam artık. Coşkuyla solurken kızıl gülleri Göğsünde dinlerken eşsiz dilleri Gayri yurt bildiysen gurbet elleri Gidişinden sebep soramam artık. Bir kez daha geldi sevgili günü Neleri kaybettin hatırla dünü Kapkara yaşarken şimdi bugünü Gönlümden gülleri deremem artık. Koparttı hasretlik gönül telimi Artık kim tutacak öksüz elimi? Hasret tüketmişken sevda yolumu Son defa sevdayı göremem artık. Bu nasıl âfet ki bitmiyor zulüm? Öyle kırgınım ki tutmuyor dalım Burhan'ım neyleyim harapken hâlim Haramdır buralar duramam artık. (20.02.2006)
Ezan bayrak uğruna koşa koşa gitmişsek Yeğleme iki gözüm bezginliği yeğleme Şehid olup ilâhi aşkı tercih etmişsek Dağlama iki gözüm yüreğini dağlama. Düşmanla cenk ederken fırsat verip zalime Yokluğum hissettirme evlad-ı iyalime Son nöbeti tutarken girip de hayalime Eğleme iki gözüm beni yoldan eğleme. İhanet çemberini kavli imanla aşıp Kanımızla boğarız yatağımızdan taşıp Bir ölür bin doğarız sakın ha dara düşüp Bağlama iki gözüm karaları bağlama. Vatan aşkı dolarken gönlüme hece hece Var mıdır başka sevda bu aşktan daha yüce? Düşünüp de şu garip halleri gündüz gece Çağlama iki gözüm hazin hazin çağlama. Kalplerin coşku ile attığı kutsal yere Feda olmuşken beden belki binlerce kere Zulmetin acısından sitem vurup kadere Ağlama iki gözüm bu da geçer ağlama. (04.10.2008)
Uzun yıllar heba oldu fırsatlarım kaçıp gitti Hep sıkıntı hep üzüntü bir gün sefa süremedim El verdiğimden gördüğüm vefasızlık cana yetti Hicranıma harman vurup sükûnetle karamadım. Dediler ki böyle olmaz birazını tut da sakla Dinlemedim hep dedim ki işim olmaz benim tokla Dönüp baktım da geriye gördüklerim zarar akla Neye yarar pişmanlığım kem talihi kıramadım. Ne dünyevî sevda tattım ne uhrevî aşkı bildim Ağlamakla geçti ömrüm ne sevildim ne de güldüm Yollarda geriye düştüm ıssızlarda garip kaldım Bu son demde yâr sevip de yüreğimde saramadım. Gençliğime gafletimi yük eyleyip koya koya Düşünmedim yarınları hüküm Hak’tan diye diye Gündüz gözyaşım gizlerken gece elem duya duya Cesaretle geçmişimden tek bir sebep soramadım. İçerimde sızım sızım aman vermeyen sancımdan Hayatıma yük saydığım beni yoran usancımdan Meteliksiz mertliğimle edebimden utancımdan Gurbet eli yol belledim buralarda duramadım. Vefasızlık denen illet öyle sarmış ki kulları Çıkış yolu arasam da diken tutmuş tüm yolları Çâresizlik fırtınası öyle kırmış ki dalları Şöyle uzansam tutacak bir dost eli göremedim. Unutmuşken ben sevdayı faydası yok ağlasam da Duyulmuyor bir sıcak ses karaları bağlasam da Zorlayıp da hayalleri son umutla çağlasam da Yâr gönlünde sığınacak liman bulup giremedim. Nefes bile aldırmadan günlerim oldukça heder Bütün yollarımı kesip bezdirdikçe beni keder Gülmeyi haram ederek ağlattıkça zalim kader Zerre hayrı olmaz deyip bir çift gözü aramadım. Azgın ruhumun çoğalan benek benek kirlerini Silemedim sevabımla yeksan edip surlarını Nereye baksam gördüğüm hakikatin sırlarını Sayfa sayfa ezberleyip kıt aklımla yoramadım. Boşa harcadığım ânı cahilliğime sayarak Şu günahkâr bedenimden bütün hırsları soyarak Ol neylerse güzel eyler Yüce Mevla’mdır diyerek Kutlu yola baş koyup da ben menzile varamadım. Unuttuğum hasletlerim şimdi aklıma geldikçe Hatalarım birer birer karşılığını buldukça Sorguladığım ecrimden ruhuma azap doldukça Sinem üzre yumruğumu adam gibi vuramadım. Burhan’ım sor beni vuran nice hazin borandır ki? Usanmadan inim inim dört yanımdan vurandır ki Gönül bahçemi kurutan öyle kıtlık kırandır ki Bu ibretlik garabete hak ve mana veremedim. (09.09.2008)
Ruhuna inceden hüzün çöküp de Dikkat et ey gönlüm teklemeyesin Hasret ırmağına yaşın döküp de Ummana bin derdin eklemeyesin. Arka sokaklardan çıkış ararken Hatırsız dostundan elem görürken Yanlışa düşersen durup dururken Her suçun kadere yüklemeyesin. Tükenip dermanın cana yetmişse Sevda ocağından hüzün tütmüşse Yarından umudu hicran yutmuşsa Hevesin boş yere yoklamayasın. Günün ortasında güneşin battı Kapandı kısmetin gidenler gitti Şimdi aç gözünü bu rüya bitti Artık gözyaşların saklamayasın. Burhan'ım yâr için ömrünce yandın Aldandın zülfüne her söze kandın Aşk kapını son kez çalar mı sandın? Geçti vuslat çağın beklemeyesin. (18.11.2007) * Neye Yarar? * Acılar dört yandan sökün ederse Korkuya set çeken sis neye yarar? Gençlik avucumdan kaçıp giderse Vuslat ufkundaki his neye yarar? İyilik devrilip yoldan çıkarken Yardımın tahtına çalmak çökerken Zamansız azaplar boynun bükerken Dengesiz dünyaya küs neye yarar? Adamca sevmenin sırrın bulmazsan Yârin soluğundan derdin bilmezsen Aşkın çöllerinde Mecnun olmazsan Gidenin ardından yas neye yarar? Rüzgârdan savrulan dostu saracak Bin bir sıkıntıya göğüs gerecek Haksızlığa karşı yumruk vuracak Cesaretin yoksa es neye yarar? Bir ömrü harcayıp riyayla küsle Gizlersen aslını boyayla süsle Gerçeği her yerde en yüksek sesle Haykırmak dururken sus neye yarar? Doğru yoldan şaşıp taviz verince Hak ve kardeşliğe nifak girince Hayat kavgasından zorluk görünce Lâl olmuşsa diller ses neye yarar? Yıllar yıla vurup salsa hep keder Bu gönlüm başı boş nereye gider? Ayrılık mektubun yazmışsa kader Gözlerden süzülen çis neye yarar? Dertli bülbül gibi çilersen gülden Burhan’ım deme ki ne gelir elden? Dervişçe dergâhta Hâk için hâlden Bilmeyen gönlünde has neye yarar? (15.07.2007) * Kullar Ağlasın * Bahar yaz geçip de hazanda donan Küskün hallerime küller ağlasın Dosttandır diyerek her söze kanan Suskun hallerime diller ağlasın. Çiçekler ruhuma lezzet vermezken Sitemkâr nazlara aklım ermezken Bülbül yaşlarıma sebep sormazken Yorgun hallerime güller ağlasın. Gurbette kimsesiz öksüz kalıp da Ellerim böğrümde benzim solup da Hâk yolun aşkıyla Yunus olup da Pişmez hallerime yollar ağlasın. Namert kapısında geçmezse sözüm Tükenip dermanım tutmazsa dizim Pes edip akordum çalmazsa sazım Bozuk hallerime teller ağlasın. Gülmeyen kaderden artık sindiğim Bıktım bu sevdadan deyip söndüğüm Şeker şerbet sayıp tuza bandığım Tatsız hallerime ballar ağlasın. Meyvesiz aşklara meyli hak gören Kör nefsin ardından selama duran Bağrımdan süzülen yaşa set vuran Kurak hallerime seller ağlasın. Sus pus gecelerden sabah olmazsa Dönmeyen talihim artık gülmezse Mecnun’u olduğum Leyla’m gelmezse Kızgın hallerime çöller ağlasın. Huzura sırt dönen kem gönüllere Aslım benden söken yaban ellere Bahtıma şimşekler çakan yellere Kırgın hallerime dallar ağlasın. Sevgi sofrasından hüzün bandıran Ses verip hayalden beni kandıran Gençlik mevsimini kışa döndüren Düşkün hallerime yıllar ağlasın. Çile dergâhında mührün basmamış Yokluğun zulmüne hükmün kesmemiş Sert vuran kedere yağıp esmemiş Korkak hallerime ziller ağlasın. Haber beklediğim yârin derdini Vuslata yol vermez dağın ardını Gidip görmediğim sevgi yurdunu Bilmez hallerime iller ağlasın. Kâinat ilminden hiç ders almayan Kul Burhan’ım deyip kendin olmayan Kim eğri kim doğru farkın bilmeyen Şaşkın hallerime kullar ağlasın. (07.07.2007) Dost Dost Diye Diye
Boşa Çekersin Süslü söz duyup da sakın övünme Gönül bahçesine hüsran ekersin El verdim dert aldım diye dövünme Gözünden yaşları boşa dökersin. Aslın sual edip kimim demezsen Beyninden korkuyu yok edemezsen Hırsın dizginleyip zaptedemezsen Yatağın şaşar da boşa akarsın. Sabrı katamazsan sevgi harcına Dar eder ömrünü her gün curcuna Dermansız çıktığın isyan burcuna Teslim bayrağını boşa dikersin. Dil vurma sevdana ağrısı dinmez Dağlanan kalbinde ateşi sönmez Gayri yalvarsan da geriye dönmez Sararmış resmine boşa bakarsın. Nefsin karşısında direncin azsa Dost bellediklerin selam almazsa Vefasız yıllardan umut kalmazsa Kadersiz boynunu boşa bükersin. Parlak gecelerde bir masal sürer Kalbine her türlü melânet girer Yalnızca ak saçın kemâle erer Henüz yaşlanmadan boşa çökersin. Kumdan kalelerin rüzgâr yıkınca Yazılan fermandan feryat akınca Mevsim hazan olup şimşek çakınca Geç kalan şansını boşa yakarsın. Hasretten kuruyan suskun nehrinle Küskün yüreğinden taşan zehrinle Vuslata kahreden hazin çehrenle Burhan’ım bu derdi boşa çekersin. (31.08.2007) Sevmeye Hakkım Yok ki! Kırdığım yâr peşinden düşsem şimdi yollara Dil nazar eyler bana sevmeye hakkım yok ki! Pişmanlıktan inleyip yansam geçen yıllara Teselli neyler bana sevmeye hakkım yok ki! Paramparça kaderim yoklukla söz keserse Hasretin kör zulmüyle gözlerim kan kusarsa Sitemkâr hallerimden sazlar bıkıp susarsa Kim şarkı söyler bana sevmeye hakkım yok ki? Baharla küs gönlümün donduran yazındayım Heves tütmez ömrümün vah çeken güzündeyim Dert dolan kadehimle son demde hüzündeyim Kâr etmez meyler bana sevmeye hakkım yok ki! Yalnızlık gam yüklerken dünümle bugünümde Terk eyledi dermanım fer kalmadı canımda Hazan vaktimde vuslat beklesem sol yanımda Yıl olur aylar bana sevmeye hakkım yok ki! (23.11.2007) Geleninle Gidenine Geleninle gidenine Sevgini ver sara sara Kötü niyet güdenine Fırsat verme göre göre. Tut sözünü yele verme Ham hayale koşup durma Yanlışlığa başın vurma Öğrenirsin kıra kıra. Garibanın hakkın yeme Sonra pişman oldum deme Emeklerin gider güme Bağrın üzre vura vura. Arsızların gözü doymaz Aklın kullan etme aymaz Dara düşme kimse duymaz Tükenirsin vere vere. Kara günde terk ederler El istesen çark ederler Üzüntüye gark ederler Defterini düre düre. Ters çevirme bakışları Kalplere ör nakışları Aheste çık yokuşları Nefeslenip dura dura. Bir gün gelip öleceksin Kaç günün var güleceksin? Elem neymiş bileceksin Aklın hükme yora yora. İlm akarken gürül gürül Irmağında yun da durul Kulluğuna sıkı sarıl Hikmetini sora sora. Sözün dinle ol âlimin Sırrın belle bu âlemin Derviş olup bil kelâmın Dergâhına gire gire. Hakka giden kutlu yolda Kavlin kalpte zikrin dilde Garip Burhan kal gönülde Dost sefasın süre süre. (29.10.2007) Bir Ben Kaldım Burada Gurbet akşamlarından çıkacak yol ararken Ne iz gördüm ne de giz, bir ben kaldım burada Mecalsiz umutlarım tutacak dal ararken Ne diz gördüm ne de düz, bir ben kaldım burada. Kilit vurulmuş vakte günlerim pür elemde Lezzet yok letafet yok azap kusan kalemde Neş’eden zevkten yana şimdi suskun dilimde Ne söz gördüm ne de saz, bir ben kaldım burada. Gençlikte yâr sevdiğim günlerimi andım da Beyaz hayal ederken karaltıya döndüm de Azatsız kör kuyuda susuz harsız yandım da Ne buz gördüm ne de köz, bir ben kaldım burada. Deli gönlüm uslanıp dinmezken yürek ağrım Yurt bildiğim ıssızda dengin bulmadı çağrım Firakın çilesinden ters yüz oldu da bağrım Ne haz gördüm ne de naz, bir ben kaldım burada. Çâresiz pişmanlıktan saçım başım yoldukça Marifet bilmez aklım yanlıştan yüz buldukça Bin bir muamma yüklü gün kördüğüm oldukça Ne çöz gördüm ne de boz, bir ben kaldım burada. Katık ettiğim hüznü kuru ekmek aşımda Hasretle yoldaş tutup kanları gözyaşımda Dosttan vefasızlığı dertli garip başımda Ne az gördüm ne de öz, bir ben kaldım burada. Hâkk dururken kuluna pervasız kul olanda Cürümünden ar etmeden hemen kılıf bulanda Halim vaktim sormadan tez elden yol alanda Ne yüz gördüm ne de göz, bir ben kaldım burada. Kara kirli kâbuslar pas tutarken canımda Yanardağ zirvesinden buz püskürten dünümde Nağme artık hüzzama dönerken dar günümde Ne yaz gördüm ne de güz, bir ben kaldım burada. (06.07.2007) Kolu Neyleyim? Şu olgun demimde gönlüm sefilken Mutluluk vermeyen malı neyleyim? Sevgimde kavlime özüm kefilken Meramım sormayan dili neyleyim? Mehtapta dans eden dolunayımı Doyumsuz haz veren sükûn kıyımı Hasret çeşmesinden taşan suyumu Vuslatla dermeyen gülü neyleyim? Zorda iken hayal perdeme girip Seğirtip bir koşu hatırım sorup Nağmeyi zulmetin sazında gerip Bağrıma vurmayan teli neyleyim? Yâr derdi çekerken erden daha er Kalbim üzre doldu kızıl kanla ter Gün elem verdikçe ölümden beter Sabır üfürmeyen yeli neyleyim? Hak’tan nasip iken nefes hediye Sermayem yük ettim arsız kediye Acep nedir bunun hikmeti diye? Hiç akıl yormayan hâli neyleyim? Güçsüze yıkmışken tonlarca derdi Ne de çok kolluyor devran namerdi Kendin hiçe sayıp cenk eden merdi Sevgiyle sarmayan kulu neyleyim? Bunaltan kaderden düştümse dara Sanki yok etrafta bahtımdan kara Doğruyu görsem de yön sora sora Menzile varmayan yolu neyleyim? Kim bilir sustuysam asıl kastımı? Haksız söz delse de yürek postumu Burhan’dan el uman kadim dostumu Bulup getirmeyen kolu neyleyim? (03.07.2007) Gözümde Benim Yıllarca inlerken bağrım sızıyla Hep sevda çalındı sazımda benim Yorsa da sevdiğim bitmez nazıyla Tek sitem olmadı sözümde benim. Kalbim vefasızdan hüznü yaşarken Tenimden sıyrılan ruhum taşarken Yine de bir parça umut taşırken Gençliğim kış oldu yazımda benim. Kan olup aksa da gözlerimden yaş Talihsiz ömrümde bulmasam da eş Derdimden dolsa da sinem üzre taş Tebessüm solmadı yüzümde benim. Sebepsiz çekerken bin türlü çile Dostlarım kötü söz verse de dile Kızgınlık halimle zorlansam bile Küsmek yer almadı özümde benim. Sabrım her zorluğa yetişir sandım Vuslatı beklerken amansız yandım Gördüğüm rüyaya yalnız ben kandım Hiç derman kalmadı dizimde benim. Burhan’ım gönlüme bin azap doldu Sevmekten tek kârım pişmanlık oldu Hazan vaktim geldi hevesim soldu Sevdanın hükmü yok gözümde benim. (26.02.2006)
Feryâd Eyleme Günahsız sevdana tuzak kurana Küs artık küs gönlüm feryâd eyleme Gözyaşın tuz edip onmaz yarana Bas artık bas gönlüm feryâd eyleme. Terk eden kalpsizi bırak anmayı Bülbüllerden öğren derde yanmayı Kahreden kaderden sızıldanmayı Kes artık kes gönlüm feryâd eyleme. Ağlamak ne çâre yürek acına Bağlama bahtını gül ağacına Bal vermez sevdayı darağacına As artık as gönlüm feryâd eyleme. Hak etmeyen yârin zülfün övmek mi? Son defa diyerek tekrar sevmek mi? Gelmeyen vuslattan sinen dövmek mi? Pes artık pes gönlüm feryâd eyleme. Âh çekip hasretten ömrünü yorma Dosta suç yükleyip derinden vurma Burhan’a gidişten hiç sebep sorma Sus artık sus gönlüm feryâd eyleme. (31.12.2007) Düşürmedin mi? - Menzilden bîhaber terse giderek Gündüzden güneşi aşırmadın mı? Uslanmaz nefsinle zulüm ederek Mazlumun sabrını taşırmadın mı? Eloğlu dağlardan bir bir aşarken Rızkının ardından hızla koşarken Fakir sofrasında yokluk pişerken Sen kendi mideni şişirmedin mi? Seherden çağlayan lütfu sormadan Geç kalma diyene kulak vermeden Aldanıp gölgene cürmün görmeden Günden güne yolun şaşırmadın mı? Sevdiğini aşktan bî-zar eyleyip Burhan'a kem gözle nazar eyleyip Dostluğu beş pula pazar eyleyip Mertliğin dillere düşürmedin mi? (21.08.2007) Görün Erenler Aklım düğüm eden nice zorluktan Yorgunam bir akıl verin erenler Hanemi acıyla sarsan darlıktan Âkıbetim hayra yorun erenler. Ağızdan çıkan söz olmuşsa ağu Geçmez sanılmasın gençliğin çağı Haksız kurutmuşsa bahçeyi bağı Bağbandan hesabın sorun erenler. Zemheriye çalan haram güzleri Milleti kandıran yalan gözleri Günahkâr arlanmaz kirli yüzleri Dostluğun yurdundan sürün erenler. Serkeş ve avare gezip tozana Kargaşa çıkartıp huzur bozana Mazlumu güçsüzü her gün ezene İbret olsun deyu vurun erenler. Zamanı gelirken kaçılmaz göçün Kimden sorsam aslın ağaran saçın? Muhabbet ilminden bal vermek için Gönül dağım içre girin erenler. Bana göre değil ne şöhret ne şan Makam mülk insanı eylemez zî-şan* Gördüğüm zilletten oldum perişan Tez elden yanıma varın erenler. Tükendi kelâmım hal yok kalemde İnsanlık yangında gönlüm elemde Garibem yalnızam ben bu âlemde Beni kucak kucak sarın erenler. Burhan’ım ağlaram kahır ne çâre? Kuruyan gönlüme nehir ne çâre? Ben zaten ölmüşem zehir ne çâre? Şu bedbaht halimi görün erenler. *zî-şan: şanlı, meşhur, şerefli. El Neylesin? Toprak suya kavuşmazsa Gönlümdeki sel neylesin? Başa gelen savuşmazsa Ses çıkmayan dil neylesin? Kadersizsem nasıl edem? Şaşkınım ben nere gidem? Bülbül yalnız ötüşürse Gülşendeki gül neylesin? Bin dert bana sataşırsa Seherdeki yel neylesin? Hasretine yokken çârem Varlığından azar yârem. Bahar yaza ermeyince Petekteki bal neylesin? Ömrüm güzde durmayınca Beni saran el neylesin? Burhan der ki olsam Kerem Sevmeye hiç yok ki sürem. (04.10.2007) Eyleme Gönül Hayra nazar eden haset gözlerle Yakıp yıkanlardan eyleme gönül. Her gece barlarda çalan sazlarla Yoldan çıkanlardan eyleme gönül. Sevdalıktan yana yolun şaşarak Yârin hasretiyle bağrın deşerek Yalnız ve kimsesiz dara düşerek Yaşın dökenlerden eyleme gönül. Güne ve yarına boş vere vere Tüketip gençliği göz göre göre Başına dert alıp sonra yok yere Kahır çekenlerden eyleme gönül. Hakikat ilminden feyiz almadan Gündüzle gecenin farkın bilmeden Kararan bahtında huzur bulmadan Ruhen çökenlerden eyleme gönül. Sevgiye isteksiz dosta hatırsız Özü sözü yanlış kavli tutarsız Hem riyakâr huylu hem de fütursuz Ömrün yakanlardan eyleme gönül. Hayat kesesinin delinip dibi Yarına varmadan yırtılıp cebi Yatağın şaşıran ırmaklar gibi Boşa akanlardan eyleme gönül. Zahmetsiz çıktığı makam eliyle Tertemiz kalplerde hile yoluyla Yanlış yön gösterip tatlı diliyle Nifak ekenlerden eyleme gönül. Yalan sözlerinden etmeden hiç âr Günah bilmezlere verip âh-u zâr Bıktıran zulmüyle bırakıp bîzâr Dudak bükenlerden eyleme gönül. Salih olan kalbe şeytan girince Kolaydan sallarken zoru görünce Fedakârlık yapmak zahmet verince Çabuk bıkanlardan eyleme gönül. Uzaklarda kalıp vuslat yurdundan Burhan’ı perişan edip derdinden Sebepsiz kırılan dostun ardından Üzgün bakanlardan eyleme gönül. (16.11.2007) Güne Sığar mı? Dönülmez geçmişi sorsam yıllara Bir ömrün hesabı düne sığar mı? Bu gidiş nicedir sorsam yollara Bir ömrün hesabı güne sığar mı? Siyah saça tel tel aklar ektiğim Kaçan fırsatlara ah vah çektiğim Çekilmez derdimle artık çöktüğüm Bir ömrün hesabı cana sığar mı? Beni terk etmişken bahar ile yaz Hâlimden anlamaz ne söz ne de saz Tek sır çözemezken dil avaz avaz Bir ömrün hesabı bine sığar mı? Burhan’ım neylerim eller gülerken Sevda zulüm bana gönlüm solarken Bağrım umman olup kanla dolarken Bir ömrün hesabı ana sığar mı? (28.09.2007) ************** Dönüp Bakmazlar Aldanma dost diye nazın çekmezler İnlesen derdinden bil ki takmazlar Dümensiz yelkensiz çıktıysan yola Boğulsan ummanda dönüp bakmazlar. Namerdi merdinden ayıramazsın Tekmil rızkın versen doyuramazsın Daralıp bunalsan zordan kederden Seslenme boş yere duyuramazsın. Ağlasan ne yazar bu dünya böyle Usta ol kendine hem çal hem söyle Güvendiğin dağa karlar yağarsa Gördüğün zilletten şaşırma öyle. Burhan’ım bu güne üzülmen boştur Dünden sana miras hüzündür yaştır Duyarsız kullardan gayri yok çâren Ömründe son demin borandır kıştır. (13.08.2007) İncitme! Yoklukla cenk eden yiğit kullara Varlıkla hükmedip az’ı incitme! Gönülde yeşeren gonca güllere Ölçüsüz zulmedip naz’ı incitme! Hoşnutluk etmeyip dudak bükerek Haksızken sitemkâr gözle bakarak Kalbe nağme nağme hasret ekerek Derdinden inleyen saz’ı incitme! Sevda sofrasından hüzün bandırıp Güneşsin diyerek her gün kandırıp Sıcak hayalleri kışa döndürüp Sevinçler tattıran yaz’ı incitme! Ummanda tükense derman kürekten Haber salan teller kopsa direkten Derin iç çekerek her gün yürekten Son çâre seslenen söz’ü incitme! Kalender kal daim kendinle barış Sevginle sımsıkı hemhâl ol karış Muhabbet ehliyle ilminle yarış Dostlukla pekişen öz’ü incitme! Kıymet bil baharda bildiğin yaşa Gördüklerin değsin saldığın yaşa Hürmet göster artık geldiğin yaşa Ömrün olgun eden güz’ü incitme! Zorlukta nefsine mahkûm olanla Süflî yaşamaktan keyif alanla Yalan dolanlarla vaktin çalanla Güzel gün görmeyen yüz’ü incitme! Burhan der sakın ha güvenme güce Aşk denen hülyayı çöz hece hece Kendinden vazgeçip gündüz ve gece Üstüne titreyen göz’ü incitme! (01.09.2007) Söyle Bana Bahar geçip giderken, zamana inat susup Söyle bana yazdan mı, inilersin ey gönül? Sararan her yaprakta, gülen yüzünü asıp Söyle bana güzden mi, inilersin ey gönül? Azap estiren yıllar, bedel alıyor tenden Zulüm yağan sinene, çâre gelmiyor günden Duyduğun yalanlarla, sitem ederek dünden Söyle bana gizden mi, inilersin ey gönül? Güzellik ve letafet, yok oldu azar azar Hangi tarafa dönsem, kötü kaderin yazar Koparırken bin parça, yüreğini kem nazar Söyle bana gözden mi, inilersin ey gönül? Yarından umut verip, gönlünde sere sere Yatırmadın dizinde, dertlerim sara sara Ben yolunu gözlerken, bahtıma vura vura Söyle bana hazdan mı, inilersin ey gönül? Güvenmeyip sevgime, ellerden kıskanarak Umutsuz yarınlarda, hep geçmişin yanarak Hayalden sırma saçan, tatlı söze kanarak Söyle bana nazdan mı, inilersin ey gönül? Çâresiz gecelerde, nağmeler gam bağlarken Gördüğün manzaradan, yüreğin kan ağlarken Bedende yanardağlar, ateş saçıp dağlarken Söyle bana közden mi, inilersin ey gönül? Kışa döndü hevesin, kar yolların sarıyor Kararan ömrün üzre, dağlar taşlar vuruyor Ağın çetrefil örmüş, kader hesap soruyor Söyle bana sözden mi, inilersin ey gönül? Korkulu gözlerinde, sonsuz felaket gördüm Dinmeyen hasretimle, sevdana güller derdim Hiç tereddüt etmeden, sana ömrümü verdim Söyle bana azdan mı, inilersin ey gönül? (10.08.2007) Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Bu şiirlerin her türlü telif hakkı şairin kendisine veya temsilcilerine aittir
|
|
| Son Güncelleme ( Sunday, 18 January 2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



